Tezgahtara benzetti bizi başbakan.
“Ey gazete patronları! Köşe yazarlarına hadlerini bildirin.” dedi.
“Ya beni sevecek, sevgiyle sarıp sarmalayacak.
Hiç bıkmadan övüp duracak,
Yere göğe kondurmayacak,
Ya da;
Sen gazetecilerin sahibi, o kalemi susturacaksın.
Gerisine karışmam” buyurdular.
Vakti zamanında, vakitlice kovulmuş olmanın yararları da yok değil.
Şimdi, sanal alemin patronsuzluğunun keyfini sürerken,
Üstüne alınmak kolay olmuyor doğrusu.
Ancak;
Serde gazetecilik ateşi yanıyor nasıl olsa.
İnsan sinirlenmeden duramıyor.
Düşünüyorum da;
Patronum varken söylense bu laflar,
İnadına neler yazardım kim bilir!
Şimdi şeker oğlanlar, pek bilmiş hanfendiler,
AKP seviciler bile, sözüm ona bozulmuşlar.
“Yalandan kim ölmüş” türünden tepkiler.
Kim inanır uslu kedilerin yalandan kükremesine.
Kuyruğu bir kez kaptırandan, bir daha hayır gelmez,
Ağzıyla kuş tutsa yazdığı okunmaz,
Ballı lokma tatlısı dökse, pişirdiği yenmez onun.
Gazetecinin kaleminin satılmışlığı,
Alın yazısı gibi,
Duvar ilanı gibi,
Yansır çehresinin tam orta yerine.
Bu kadere boyun eğenlere yazıklar olsun!
“Patronun varsa kölesin” zihniyetindeki başbakan,
Mesleki değerlerimize hakaret etmekten çekinmiyor.
Hızını alamayıp, bize de bir iki girişiyor.
Gazete köşesi başbakan pışpışlama yatağı sanki.
Aman da, ne yakışıklıymış civanım!
Bakanların başı,
Başbakanların şahı,
Biricik padişahım benim!
Yedi cihana bedel, dünyayı tir tir titreten,
Tekel işçisini süründüren,
Eczacıya haddini bildiren,
Gazete patronlarına patronluk öğreten,
Pirilerin piri, canım efendim benim!
Allah zatı halinizi, başımızdan eksik etmesin efendim!
Bunu bilir bunu söylerim!
Ben bu köşenin hakkını nasıl öderim!
Hangi cahil seni eleştirecekmiş şaşarım!
Sevgimden köşelere sığmaz haberlere taşarım!
Patronu bile aşar,
Gerekirse kendi kendimi makaslarım!
Bu köşeyi, kendimi ateşe atarım!
Önüne siper olur yurtdışı gezilerinde,
Ardından gözyaşı dökerim!
Ben, ben de köşe yazarı isem,
Okulların paralı,
Hastanelerin yoksullara kapalı,
Sigaranın yasaklı,
Alkolün ayıplı olması için,
Elimden geleni yaparım!
Hak isteyene kötü kötü bakarım,
İşsiz kalana hiç acımam, bir tekme de ben çakarım!
Emeklilerin mızmızlanmasına,
Memurun grev diye bağırmasına,
Gazetecinin. hukukçunun kendini bağımsız sanmasına,
Senden yüce güç olabilmesini aklına getirenlere,
Zavalılara şaşarım!
3 milyonu işsiz bırakıp,
3 milyonu karın tokluğuna çalıştırmana,
Yaptığın vergi artışlarına,
30 liraya çıkardığın kıymaya,
Saygılarımı sunarım!
Sen olmasan nice olurdu halimiz!
Makarna senden,
Mercimek senden,
2 çuval kömür senden,
Allah razı olsun merhametinden!
Utanmadan iş güvencesi isteyen,
Ev isteyen, tatil isteyen,
İş bulduğuna şükretmeyip,
Hafta sonu dinlenmek isteyen fanilerin,
Seni anlayacağı günler,
Uzak değil, çok yakın!
Şükretmesini, el açıp dilenmesine az kaldı!
Hepimize belletecek zat-ı şahaneniz!
Ben nacizane köşe yazarınız,
İhsanınızı idrake çabalamaya devam edeceğim efendim!
Yeter ki siz;
Alevler saçan öfkenizi fakire yönlendirmeyiniz!
Her daim duacınız,
Her daim tartışmasız “evet efendim” deyicinizim!
Yazımın sonunda bir kez daha saygılarımın kabulünü,
Yüce makamınıza arz eder,
Hürmetlerimi sunarım!
Eklenme Tarihi :2010-03-04 20:18:36) | Okunma sayisi : 330
|