KrallarınCenneti : Altınözü


Türkiye’nin güneyinde Suriye sınırında bulunan Altınözü bereketli toprakları kadar, tarihi kalıntıları ve çok kültürlü yapısıyla da dikkat çekiyor. Türkiye’nin tek Arap Ortodoks köyü de burada bulunuyor. Türklerin, Müslüman ve Hıristiyan Arapların bir arada kardeşçe yaşadığı 7500 nüfuslu ilçe merkezinin üçte biri Arap Ortodoks. Aslında yeni bir yerleşim Altınözü; 1945 yılında Fatikli ve Sarılar köyleri birleştirilerek kurulmuş.

İki katlı bahçeli evleriyle çok güzel ve planlı bir yerleşim.
İlçenin Altınözü olarak adlandırılması da bir söylenceye dayanıyor. Buna göre define arayan gençlere takılan bir yaşlı şöyle demiş: “A oğullar, ne diye altın bulacağım diye orayı, burayı kazıyorsunuz? Bakın etrafınıza her taraf bereketli topraklarla dolu. Yani aradığınız altının özü toprağın üstünde, çalışın, üretin kazanın.” Bunun üzerine yörenin adı Altınözü olarak kalmış.
Altınözü’nün kurulduğu yöre Kuseyr Yaylası olarak adlandırılıyor. Kuseyr sözcüğünün Arapça’da küçük saray anlamına gelen kasr’dan türediği sanılıyor. Ortaçağ’da burada Antakya krallarının yazlık saraylarının olduğu biliniyor, büyük olasılıkla Kuseyr sözcüğü bununla ilişkilidir.
İlçenin toprakları çok bereketli, halk geçimini çoğunlukla ekip, biçerek kazanıyor. Bu yüzden Türkiye’de en çok traktörün Altınözü’nde bulunduğu söyleniyor. Dünyanın en erken zeytin hasadı da burada yapılıyormuş. Bu nedenle ilçe merkezinde ve köylerde çok sayıda zeytinyağı fabrikası kurulmuş, ancak plansız programsız yapıldıkları için çoğu atıl kalmış. Yakın zamana kadar tütün de önemli bir gelir kaynağıymış. Ama kota konulduktan sonra tütün ekimi azalmış. Altınözü’nün kırmızı biberi de dünyaca ünlüymüş. Belki geçtiğimiz günlerde Suriye sınırına yakın bir noktada bulunan petrol de ilçenin kaderini değiştirebilir.
İlçedeki en önemli tarihi kalıntı ise Kozkalesi köyü yakınlarındaki Kozkalesi. Kuseyr Kalesi olarakta adlandırılan kale geçmişte bölgenin yönetim merkeziymiş. 638 yılında Arapların daha sonra Haçlı seferleri döneminde de Antakya Haçlı Kontluğunun yönetimine giren kale 1268 yılında da Memlukluların eline geçmiş. Bölgeye hakim bir noktada inşa edilen görkemli kale büyük ölçüde sağlam. 1517 yılında Yavuz tarafından Osmanlı topraklarına katılan yöreyi 1921 yılında Fransızlar işgal etmiş, ancak yöre halkı kurduğu çetelerle Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı 1939 yılına dek işgalcilere direnmiş.

İLÇENİN ÜÇTE BİRİ ARAP ORTODOKS
Altınözü’nün Sarılar ve Yenişehir Mahallelerinde toplam 400 hane Arap Ortodoks yaşıyor. Eski bir Ortodoks köyü olan Sarılar Mahallesindeki evlerin arasında da geçmişi 13.yy’a kadar giden Mar Circos Kilisesi bulunuyor. Kilisenin giriş kapısının üzerinde Türkçe olarak “Marcircos Türk Hiristiyan Ortodoks Kilisesi” yazıyor. Kilisenin içinde dini resimler, üstünde de bir çan kulesi var. Giriş kapısının üzerindeki Arapça yazıtta da 1897 tarihi görülür.
Bu kilisenin en ilginç özelliği, kilisede görev yapmış papazların dış duvara bitişik olarak gömülmeleridir. Ortodoks kiliselerinde pek görülmeyen bu durumun Süryani etkisi olduğunu sanıyorum.

TÜRKİYE’NİN TEK ARAP ORTODOKS KÖYÜ
Sarılar’dan sonraki durağımız ilçeye 2 km uzaklıktaki Tokaçlı köyü. Türkiye’nin tek Arap Ortodoks köyü olan Tokaçlı’nın eski adı Arapça’da cennet anlamına gelen "Jneydo"dur. Cenneti andıran manzarası ve iklimi nedeniyle böyle adlandırılmış olmalıdır ki eskiden kralların yazlığı olduğuna göre bu adı da hak ediyor demektir.
1970’li yıllarda 3000 kişinin yaşadığı köyde şimdi 750 kişi yaşıyormuş. Köy halkının büyük bölümü İstanbul’a ve yurtdışına göç etmiştir. Köylerini unutmayan gurbetçiler kazandıkları paralarla lüks villalar inşa etmişler.
Köyün en önemli tarihi kalıntısı evlerin arasındaki Meryem Ana Kilisesi. Kilisenin eski dönemlerde inşa edildiği bilinir, günümüzde haliniyse 1891 yılında almıştır. Giriş kapısının üzerinde Türkçe olarak “T.C. Maria Ana Rum Ortodoks Kilisesi” yazısı, kapısının yanında da Eski Ahit’te söz edilen on emirin anlatıldığı mermer yazıtlar vardır. Çatısına bitişik bir çan kulesi de vardır.

DİOGENES’İN DRAMI
Tokaçlı’da Ortodokslarca kutsal kabul edilen Yuhanna, Meryem Ana ve Aziz İlyas adında üç ziyaret bulunmaktadır. Köyün yakınlarında da Mermenis olarak adlandırılan ve Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in mezarı olduğu kabul edilen bir ziyaret daha vardır.
Tokaçlı’nın en ünlü sakini olan Romanos Diogenes Kapadokya’da doğmuş. Daha sonra orduya girmiş, kısa sürede valiliğe ve dükalığa kadar yükselmiş. İmparator Konstantinos Dukas’ın ölümünden sonra isyan çıkarmış, ancak yakalanarak İmparatoriçe Eudokia’nın huzuruna getirilmiş. Herkes Romanos’un öldürüleceğini beklerken Eudokia onu affetmiş ve yeni eşi olarak seçmiş. (Eudokia’nın bir daha evlenmeyeceğine dair yemin etmesine rağmen) Türk akınlarının sıklaştığı bir dönemde imparator olan Romanos Diogenes vakit kaybetmeden Anadolu’ya gitmiş ve ordunun başına geçmişti. Anadolu’da birçok başarılar kazanan imparatorun şansı yaver gitmedi. 26 Ağustos 1071 günü Malazgirt Ovası’nda Selçuklu Sultanı Alparslan’la yaptığı savaşı kaybetti, ordusu dağıldı ve esir düştü. Bu zafer Türklere Anadolu’nun kapılarını kalıcı olarak açarken, Bizans’ın çöküşü hızlandırdı.
Alparslan, Romanos Diogenis’i birkaç gün sonra ağır bir vergi ödemesi şartıyla serbest bıraktı. Ancak rakipleri onun yeniden tahta geçmesine izin vermedi. Bunun üzerine taraftarlarından olan Antakya Dükası Haçadur’a sığındı. Haçadur, Diogenis’i Tokaçlı köyündeki yazlık sarayında misafir etmişti. Ancak burada rakiplerince yakalandı ve rahip olmayı kabul ettiği takdirde hayatının bağışlanacağı söylendi. Yaralı olduğu halde işkence edilerek İstanbul’a getirildi, gözleri oyularak Kınalıada’daki Metamorfisis Manastırına kapatıldı. Birkaç gün sonra da orada öldü. Yani Mermenis’teki mezarın Diogenis’e ait olma olasılığı yoktur, olsa olsa makam (temsili) mezarı olabilir.

ARAP ORTODOKSLAR KİMDİR?
Anadili Arapça olan Ortodoks Hıristiyanlar Türkiye Devleti tarafından Rum Ortodoks olarak kabul edilir. Bu cemaatin etnik kökeni tartışmalıdır, ancak Rum olmadıkları kesindir. Kiliselerine Arapça ya da Süryanice adlar veren bu cemaat dini açıdan Antakya Rum Ortodoks Patrikliğine bağlıdır. Litetatürde Melkit Kilisesi olarakta anılan Antakya Rum Kilisesinin cemaatinin ve din adamlarının tamamına yakını Arap kökenlidir. Nüfus mübadelesinde Arap Ortodokslar mübadele dışı tutulunca Mersin Cemaati, Hatay’ın 1939 yılında Türkiye’ye katılmasıyla da Hatay Cemaati varlığını sürdürebilmiştir.
Türkiye’de yedi ayrı yerde cemaati bulunan Antakya Rum Patrikliğinin resmi bir temsilciliği yoktur. Dini açıdan Samandağ ve Altınözü cemaatleri Lazkiye Metropolitliğine, İskenderun, Arsuz ve Mersin cemaatleri Halep Metropolitliğine, Antakya merkezindeki cemaat ise doğrudan Şam’daki Antakya Rum Ortodoks Patrikliğine bağlıdır. Antakya Rum Patrikliğinin verilerine göre Antakya’da 1 kilise, 1 papaz ve 150 aile; Mersin’de 1 kilise, 1 papaz ve 200 aile; İskenderun’da 2 kilise, 1 papaz ve 400 aile; Uluçınar’da (Arsuz) 1 kilise ve 25 aile (CHP’li Belediye Başkanı da Arap Ortodokstur); Altınözü Sarılar mahallesi’nde 1 kilise, 1 papaz ve 400 aile; Altınözü Tokaçlı köyünde 1 kilise,1 papaz ve 150 aile; Samandağ’ında da 2 kiliseyle 2 papaz bulunmakta ve 350 aile yaşamaktadır. Bu verilere göre Türkiye’de yaklaşık 5000 Arap Ortodoks’un yaşadığı sanılır.
Son 20-30 yılda bu cemaatin üyelerinin büyük bölümü İstanbul’a ve yurtdışına göç etmiştir. Arap Ortodokslar nüfusa Rum olarak kaydedildikleri için çocukları İstanbul’daki Rum okullarında da eğitim görebiliyor. İstanbul’daki Rum kiliselerinin ve okullarının çoğunun görevlisi Tokaçlı köyünden göç etmiş Arap Ortodokslardır. Artık iyice küçülmüş olan İstanbul Rum Cemaatinin çoğunluğunu da Arap Ortodoks kökenliler oluşturmaktadır.

NASIL GİDİLİR
Altınözü Antakya’ya 24 km uzaklıkta, Altınözü Tokaçlı arası ise 2 km. Antakya’dan kalkan dolmuş taksilerle yarım saatte Altınözü’ne ulaşılıyor.
------------------------------------------------
Ersoy Soydan