Bu söyleşide okuyacağınız Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) yönelik eleştiriler sade bir parti üyesine ait. Ama, işte orada şişman bir parantez açmak gerek. Nedeni belli; AKP’nin kurucuları arasında, parti tüzüğünü ve programını oluşturanlardan, Başbakan Yardımcılığı, parti genel sekreterliğinde bulunmuş bir isim. Ertuğrul Yalçınbayır www.t24.com.tr’ye AKP’ye ilişkin görüşlerini dile getirdi.
Geçtiğimiz Cumartesi günü ( 09 /05 /2009 ), e-posta kutuma harika bir yazı geldi. Erdal Atabek’in “Aşık olma hakkı” başlıklı bir yazısı. Son aylarda, hiç bu kadar güzel bir yazı okumamıştım. Doğal olarak, bu yazıyı burada yayınlayıp, yazılarımı okuyanlarla paylaşmak istedim. Bu gün de, yazıyı hazırlamak için bilgisayarımı açtım. -Benim bilgisayarımın açılış sayfası “msn.com.tr.”dır.- Açılış sayfamda, bir haber gözüme ilişti. “İnanmayacaksınız” başlıklı bu yazıda, İran’ın İslam “Devrim” inden önceki halini gösteren bir takım fotoğraflar vardı. “Hele, şunlara bir bakayım da, yazıyı sonra hazırlarım” dedim ve açtım fotoğraf albümünü. 1979 öncesi çekilmiş bir takım fotoğraflar. Hepsinde de, Batılı tarzda giyinmiş genç insanların resimleri mevcuttu. Bunlara bakarken anımsadım ki, benzeri tarzda resimlerle daha öncede karşılaşmıştım. Bir takım mini etekli kızlar ve aydınlık yüzlü genç erkeklerden oluşan fotoğraflardı bunlar.
Gerçi bu gün baktığım albümde yok ama, daha önce gördüğüm benzeri albümlerde, İran’ın geçmiş fotoğraflarıyla bu günküler yan yana getirilip bir kıyaslama yapılıyordu. Varılmak istenen sonuç da, – ki bu açıkça belirtiliyor- İslam “Devrim”’i öncesi İran’ın, şimdikinden çok daha aydınlık, rahat ve demokratik olduğu, şimdiki İran’ın ise, şeriat kurallarını hüküm sürdüğü yaşanılmaz bir ülke durumuna getirildiği. Üstelik İran’da, İslam “Devrim” ini yapanların, bir takım demokratik taleplerle ortaya çıktıkları vurgulanıyor ve buradan Türkiye’ye geçip, “böyle giderse olacağımız budur” teması işleniyordu.
Hiç kuşkusuz, bir hukuk devletinde 3-5 yıl ceza ile kurtulacak insanların sokak ortasında vinçlerle asıldığı, üstelik bu cezanı 14-15 yaşındaki çocuklara bile uygulandığı, herhangi bir demokratik hakkın dile bile getirilemediği, sokaklarda insanların falakaya yatırıldığı, bırakın ifade özgürlüğünü, hayatın hiçbir alanında, kıyafet özgürlüğünün bile bulunmadığı bir ülkeyi asla savunmam. Umarım, İran halkı kısa sürede bu yönetimden kurtulur. Kurtulur da, bu günkü İran’a ve bu örnek üzerinden Türkiye Hükümet’ine muhalefet edeceğim derken, Şah’ın İran’ını kutsamak da ne demek?
Şah’ın İran’ında idam yok muydu?
Savak’ın yaptığı işkencelerin sesleri, hala Tahran cezaevlerinin duvarlarında yankılanmıyor mu?
CIA Ajanları Tahran’da kol gezmiyor muydu?
1951 de, Başbakan Muhammed Musaddık’ı, Şah ile anlaşan CIA devirmedi mi?
O Musaddık’ki, bütün İran Petrollerini millileştiren ve İngiliz Petrol şirketi AIOC yi kapı dışarı eden Başbakan’dı.
Şah’ın İran’ında, ifade özgürlüğü mü vardı?
1979 öncesi İran’ının da, savunulabilir bir tarafı var mı?
Bu günün İran’ına seçenek olarak gösterilebilir mi?
Bence tabii ki HAYIR!
Şimdi gelelim konuya:
Neden insanlar bu yanılgıya düşüyorlar? Neden bir ülkenin gelişmişliğini, etek boyu üzerinden tarif ediyorlar?
Elbette, bir ülkenin gelişmişliği, Eğitim ve Sağlık sistemlerindeki olanak ve kaliteyle, Bağımsız Yargı sistemiyle, düşünce ve ifade özgürlüğü ile Devletin insan onuruna, yaşama hakkına ve hakça paylaşıma gösterdiği saygı ile ölçülür.
O zaman, “sesini duyurabilen muhalefet”, neden bu konuları önemsemiyor da, bütün muhalefet anlayışını etek boyu ve saç kılı eksenine oturtuyor?
Çünkü, “sesini duyurabilen” muhalefet partilerinin, yukarıda belirttiğimiz konularda İktidardan farklı bir siyaset anlayışı yok. Tek fark, etek boyu hakkındaki düşünceleri.
Yoksa, onlar da İktidar kadar Amerikancı, İktidar kadar serbest piyasacı, İktidar kadar milliyetçi.
İşte o zaman da iş, Şah’ın İran’ını kutsamaya kadar gidiyor.
Bence, Türkiye’de muhalefetin hedefi, sadece İktidar değil, aynı zamanda Sistem olmalıdır.
Çünkü, az evvel yukarıda saydığımız, Eğitim, Sağlık, Adalet gibi temel konulardaki çarpıklıklar, İktidardan değil, sistemden kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle değimlidir ki, 50 yılda onlarca İktidar değişmesine rağmen hep kötüye gidiyoruz?
Erdal Atabek’in yazısı mı? O haftaya kaldı.
Umarım.
Eklenme Tarihi :2009-05-11 18:05:36) | Okunma sayisi : 1217