Sitemizde şu anda 9 kişi bulunuyor...
google
web yenibursa

Ana Sayfa
Kent Haberleri
İlçelerden Haberler
Türkiye ve Dünya
Magazin
Spor
Ekonomi
Eğitim
Kültür Sanat
Teknoloji ve Bilim
Tıp Dünyası
İlginç Haber
Politika Kulisi
Polemik
Söyleşi
Ulusal Basın
Dış Basın
Öykücülerimiz
Şairlerimiz
Gezi Yazıları


Susan Sontag ile edebiyat ve fotoğraf üzerine bir söyleşi... Kurgusal edebiyat için yolun sonu göründü mü? Basılı söz için yol göründü mü?
 
 Ekle      Çıkart

Bursa’dan haber almak isterseniz, lütfen mail adresinizi yazınız.


Yılmaz AKKILIÇ
e-posta adresi : yakkilic@gmail.com
Toplam Yazı Adedi : 51
Yuf olsun bize!
Uludağ Üniversitesi’nin eski rektörü Prof. Dr Mustafa Yurtkuran’ı 7 Ağustos 2000’de rektör seçildikten sonra tanıma olanağım oldu. Karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı mesafeli bir ilişki-miz oldu. Ne ben onu gereksiz yere işgal ettim, çevresinde “hâle” oluşturmaya kalkıştım, ne de o özel ve daha yakın ilgi gösterme gereğini duydu bana.
Oysa bugünkü Rektör Prof. Dr. Mete Cengiz’i otuz yılı aşkın bir süreden beri tanır, sayar ve severim. İkide birde tekleyen sağlığım açısından hayli yardımcı olmuştur bana, o nedenle de özel, ince, ölçülü bir ağabey-kardeş ilişkisi vardır aramızda -ya da ben öyle biliyor, belki de abartıyorum-.
Neden mi açıklama gereğini duydum halef-selef rektörler karşısındaki konumumu?
Şunun için: Uludağ Üniversitesi’nin bugünkü rektörünü -belki ileri bir söz gibi olacak ama- ko-ruma ve kollama duygum daha ileridir, hatta benim için kaçınılmazdır. Ama selef Rektör, ucu bucağı belirsiz bir davanın ne ile suçlandığı bilinmeyen sanığı olarak aylardan beri hapisha-nede yatarken, ve de üstelik sağlık sorunları nedeniyle yaşamsal tehdit altında iken…
… halef Rektör’ün ve Uludağ Üniversitesi câmiasının duyarsız kalmasını, kalmalarını, sesle-rinin soluklarının çıkmamasını anlamakta zorluk çekiyorum.
İçim sızlıyor…
Sayın Yurtkuran’ın görev yaptığı sekiz yıllık süreci şöylece bir anımsamaya çalışıyorum. Yu-karıda da değindim, pek yakın değildik ama çok yönlü etkinlikler açısından hayli yoğun bir dönem olduğunu biliyorum, hatta eminim bundan.
Bu sekiz yıllık dönem boyunca, -yine belleğim yanıltmıyorsa beni- üniversitemizin akademik kadroları büyük ölçüde destek sağladılar selef Rektör’e. Toplumsal, siyasal, ekonomik, kültü-rel içerikli söyleşi ve toplantıları izlemek için salonları tıklım tıklım doldurdular, alkış tuttular…
Selef Rektör’ün kimi zaman uzlaşmaya yanaşmaz tutumlarından yakınanlar, onunla aynı gö-rüşte olmayanlar, davranışlarını demokratik bulmayanlar, bir biçimde çıkarı zedelenen veya haksızlığa uğradığına inananlar, uğrayanlar yok muydu?
Vardı kuşkusuz, olmaz olur mu hiç?
Ama genel olarak Sayın Yurtkuran üniversitemizin akademik kadrolarının desteğini aldı. Hem öylesine aldı ki, 2008’de yeni rektör adaylarının belirlendiği seçimden de, eşi Prof. Dr. Merih Yurtkuran kolaylıkla birinci sırada çıktı…
Şimdi Sayın Yurtkuran -adının bile böyle anılamayacağı mahkeme zabıtlarına geçmiş- “Er-genekon Davası” kapsamında Silivri Cezaevi’nde…
… ve hasta, yaşamını yitirme riski olduğu tıp uzmanlarınca belirtiliyor…
Halef Rektör suskun, üniversitemizin akademik kadroları -başlangıçtaki pek cılız tepkinin dı-şında- suskun, üfürdüğü zaman mangalda kül bırakmayan Bursa medyası suskun, Üniversi-te-Sanayi İşbirliği’nin taraflarından BTSO suskun, Bursa Barosu suskun, STÖ’ler suskun…
Herkes suskun, hepimiz süt dökmüş kedi misali pısmışız…
Ölü toprağı serpilmiş üzerimize…
Bir Atatürkçü Düşünce Derneği isyanlarda...
Hani şu Valiliğin “uç dernek” kategorisine soktuğu, kendisini Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün ilkelerini savunma göreviyle yükümlü sayan dernek…
Neden?
Hayat arkadaşının bile refakatine savcılıkça izin verilmeyen, Uludağ Üniversitesi’nin son se-kiz yılına damgasını vurmuş, -hatta eşi bile- seçimlerde en geniş oy oranıyla desteklenmiş, görevi süresince genellikle olumlu işlerin altına imzasını atmış -elbet aykırı düşünen de vardır bu konuda-, kısaca Bursa’ya, eğitim-öğretime, çağdaşlığa, çağdaşlaşmaya bunça emek ver-miş biri…
… Prof Dr. Mustafa Yurtkuran heyat-memat mücadelesi veriyor…
Ve biz, bütün bu yukarıda saydıklarım… öylece bakıyor, izliyor, biat eyliyoruz…
Birkaç kadir bilirin dışında kılımız kıpırdamıyor…
Gıkımız çıkmıyor…
O çarpık “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, başını kuma gömen devekuş-ları misali kıçı açıkta bekleşiyoruz…
Selef’in memata çalım atıp daha bir güçle hayata tutunmasına destek için olsun, bir yürek-lendirici sözcük çıkmıyor ağzımızdan…
Ne diyeyim?
Yuf olsun bize!..


Eklenme Tarihi :2009-06-24 11:10:42) | Okunma sayisi : 624
Sayfayı YazdırArkadaşına GönderYorum Ekle
yazarın diğer yazılarını görmek için...


Bursa Kapalı Çarşı Küçük, Çeyrek Altın Fiyatı


Bursa'yı yenibursa farkı ile gezin!..

Bursaspor-Fener Karşıkarşıya

Sütle Yatıp, Sütle Kalkıyor

Polis Niye Saldırdı?

Mustafa Bozbey’den Çağrı

Taksas’tan Çağrı

SGK El Koyacak

Arzumuz Finale Kalmak

Saadetliler Karakolluk Oldu


www.yenibursa.com
© Copyright 2003



| AnaSayfa | Abonelik | Arşiv | Künye | Reklam | E-Mail
| Ekonomi | Kent Haberleri | Spor | Türkiye ve Dünya | Tıp Dünyası | Magazin | Kültür Sanat | Teknoloji ve Bilim | Politika Kulisi | İlginç Haber | İlçelerden Haberler | Eğitim | Bursa Haber Arşivimiz |Bursa|Bursa Camileri | Datants | Datants computer repair | Sağlıklı Öneriler| Galatasaray

Bu sitenin tasarım ve sistemi yenibursa.com tarafından hazırlanmıştır