68 gençlik hareketi Louvain'e nasıl yansıdı?


Yakup YURT

Yakup YURT

Okunma 18 Mayıs 2016, 18:40

O kuşaktan olmama rağmen fazla birşey yaptığımı, tarihe geçtiğimi sanmıyorum. Zaten Belçika’ya 67 sonlarında, 24.10.1967’de geldim ve Fransızca öğrenmekle meşgûldüm… Yabancı dilim basını takip etmek ve felsefe kitaplarını okumaya ve anlamaya yetmiyordu… Liège’de lise düzeyinde bir okulda yatılıydım. Yıl sonunda yapılan Fransızca sınavını başardım! Sonrasında beş yıl daha başka bir kentte, Verviers’te, okula gittim. Ve Fransızcayı bir Belçikalıya özel ders verebilecek düzeyde öğrendim. Bir yayınevinin kitap sevkiyat servisinde kırk kişilik bir gruba şeflik yaptım. Ve o yıl sonunda girdiğim Merkez Jürisi huzurunda olgunluk sınavına dokuz yüz kişi girdik, üç yüz kişi kazandık. Bu benim için üniversiteye girişin anahtarı anlamına geliyordu. 74 başında Louvain Katolik Üniversitesi Fransız Filolojisine kaydoldum ve kente taşındım. Basını takip edebiliyor, konferanslara dinleyici olarak katılabiliyor, dost sohbetlerinde felsefe yapabiliyordum… *** Louvain o vakitler kozmopolit, evrensel, Babil kulesi gibi bir yerdi. Yabancı öğrenci çoktu ve Flaman olan yerli halk Fransızcayı rahat konuşuyordu. Irkçı milliyetçilik henüz yoktu ve herkes sorunsuz kendi dilini ve kültürünü yaşıyordu. Hafta sonları Belçikalı arkadaşlar çoğunlukla ailelerini göremeye gider, biz yabancılar da memleketimizi özlemeye devam eder, diskoya gider eğlenmeye çalışırdık… Gittiğimiz mekânlar arasında bahçeli Blauw Schuit (Mavi Gemi) öğrenci kahvesi de vardı! Bir gün bu mekânın barmeninden Fransızca dilinde bir bardak kola istedim. Birden tepemde Flamanca konuşan, benim de o dili konuşmamı emreden, elinde kafama geçirmeye hazırlandığı bir bisiklet zinciri olan bir milliyetçi faşist belirdi. Güldüm, geçtim. Ama kişi ısrarcıydı, kentin (Louvain) halkının çoğunluğu Flaman coğrafyasında olduğunu ve onların anadili olan Flamanca konuşmamız gerektiğini söyledi. Bisiklet zinciri darbesinden kurtulmak için kişinin dediğini yapmak zorunda kaldım. Yutkundum, ama hâlâ unutamadım… Kısacası o dönemde, Sultanahmet Camii Avlusundaki güvercinler misali, henüz Fransızca kırıntılarını gagaklamakla meşgûldüm. Kendimi geliştiriyor, uyumlu hale getirmeye çalışıyordum. Sonuçta yirmi beş kilometre ileride Louvain-la-Neuve adında sıfırdan başka bir kent inşa edip bizleri (Fransızca konuşanları) fakülte fakülte taşıdılar. Tıp, Eczacılık gibi bölümler Brüksel’de kaldı. Ben Louvain-la-Neuve’deki İletişim Fakültesinden mezun oldum. Üç yıl Louvain’de üç yıl da Louvain-la-Neuve’de yaşadım… Anlattığım travmatik olaya kadar bana ırkçılık ve yabancı düşmanlığını hissettirmeyen, islamofobiyi hissettirmeyen «gâvur» tabir edilen ve benim Fransızcayı bir an önce yeterli düzeyde öğrenmem için canla başla seferber olan dostlarıma alenen teşekkür ediyorum… Şunu hemen belirtmeliyim ki okulumda tek Türk bendim, ya kendi kendime Türkçe konuşuyordum, ya da Fransızca duygularımı ifade etmeye çalışıyordum. Hiçbir zaman sorunlu ve sorun yaratan taraf olmamaya özen gösterdim, karşılığında hoşgörü buldum… ***
  1. Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa belliki toparlanma, yeniden inşa dönemindeydi ve bunun için gerekli düzenlemeler dönemini yaşamaktaydı.
Karanlık faşizm ve nazizmi acımasızca yaşatan, 1957 Roma Antlaşması sonucunda yavaş yavaş özgürlükler dönemini açıyor, sistem sosyal haklar vererek işçi sınıfının komünizme geçişini akıllıca önlüyordu. Unutmamak gerekir ki bu dönem, Berlin Utanç Duvarının 1989’da yıkılışına kadar yaklaşık 30 yıl sürdü. Bu yıllara «Golden Sixties» dönemi denildi. Sanki Rönesans’tan sonra Avrupa’da Lâle Devri yaşanmıştı. Fransız ihtilâlinin Eşitlik-Özgürlük-Kardeşlik duyguları sokaklara taşmış, örgütlü dayanışma (sendikacılık) sanayi ilişkilerine yerleşmiş, göç başlamış, yeni sömürgecilik ve tüketim toplumunun temelleri atılmaya başlanmıştı… *** Şimdilerde (yaklaşık 20 yıl oldu) buna, bir de, teknolojik bir devrim olan bilişim uygulamaları eklendi… Google ve akıllı telefonlar sayesinde herkes, herşeyi, herkesten daha iyi bildiği havasında, bencil, bireyci, tüketici, faydacı… İlişkiler, istisnalar dışında, tamamen çıkarcı! Samimiyet ticari ve yok olmuş gibi… Sisli havada uykuda gezer gibiyiz… Bize öğretilen ve yerinde yeller esen değerlerin hepsi birer tatlı «yalan mıydı?» Büyüklerin çocuklarına yalan söyleme, kötü örnek olma hakkı var mı? Elektronik uygulamalar sayesinde bilgi kirliliği çok yaygın, gerçekten bilene ulaşmak çok zor. Dünyamız bildiğini zanneden zavallılar cenneti… Fakir ve cahillerin en fazla fanatik davrandığı şey silah ticaretine yönelmek ve fanatik, ideolojik sebepler kullanarak (uydurarak) insan yok etme… Hem ben ne anlatıyorum yaa! Ben ki sayısal (rakamsal) çoğunluğun demokrasi anlamına gelmediğine inananlardanım. Bir zamanlar sonuç üreten sandıksal demokrasi artık çözüm üretmiyor. Suç seçmenlerde değil, seçim programlarını kimler hazırlıyorlarsa onlarda! Yoksa birbirine benzeyerek tekleşen çoğulculukta ısrarın ne anlamı var? Bayat balıklara su serperek taze gösterme çabası adeta! Bazı sistemler belli bir yaştan sonra makyaj tutmaz, tutsa da bir işe yaramaz! Aynı kutsal metinleri ihtiyaca göre yorumlama modası gibi birşey! *** Şunu samimiyetle ve her geçen gün artarak hissetmekteyim ki herkes yeni bir arayış içinde… Öyle görünseler de kimse olanlardan tam manasıyla hoşnut değil. Allah sonumuzu hayır eylesin. Bakalım şapkadan nasıl bir tavşan çıkacak? Şimdi soru zamanı, cevap verme zamanı değil… Zamanı gelince cevap ta belli olacak!      
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.