Gazeteci olmak


Mehmet Ali Yılmaz

Mehmet Ali Yılmaz

11 Şubat 2018, 20:20

“Bugün Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nde genel kurul günü. Arkadaşlarımız aday olacaklar biz de oy kullanacağız ve 2 yıllığına yeni yöneticilerimizi belirleyeceğiz.
 

Hazır genel kurul yapılacakken, haddim olmayarak mesleğimize ilişkin birkaç hatalı eğilimden söz etmek istiyorum.

Hatta bunu şematik yapayım ki, daha anlaşılır olsun” demiş, Bursa Hakimiyet Gazetesi Yazarı Adnan Baştopçu geçen gün kaleme aldığı makalede; Facebook’ta çıkıverdi karşıma, sevgili Ayşe Aygör paylaşmış.

Sonra da “gazeteciliği ayağa düşüren hareketler” dediği hususları maddeler halinde kaleme almış Adnan.

Konu güzel.

Meslekte yeni yetişenler için ben de katkıda bulunmak isterim.

Önce Adnan’ınkileri paylaşayım, sonra da ben fikir ve deneyimlerimi ekleyeyim istiyorum:

ADNAN 1- Gazeteci, politikacıları alkışlamaz. Politikacılar konuştuktan sonra onları sadece yandaşları veya yoldaşları alkışlar.

BEN 1- Basın toplantısı ya da görev mahallinde gazeteci politikacıyı alkışlamaz, bu doğru ancak, gazeteci de bir yurttaştır ve doğal olarak onun da siyasi görüşleri vardır. Özel yaşamında gidip dilediği yerde, dilediği politikacıyı alkışlayarak, destekleyebilir.
 

ADNAN 2- Gazeteci, politikacıyı görünce veya bulunduğu mekana gelince ayağa kalkmaz. Politikacı gazetecinin konuğu olarak geldiyse, sadece bu istisna.

BEN 2- Bu doğru değil. Politikacı dediğin adam parti başkanı, yönetici, milletvekili ya da bakan olabilir. Veya senden daha yaşlı olabilir, ötesi bir kadın da olabilir.

Türklerin gelenek ve göreneklerine göre bir kişi bulunduğu mekana gelen her kim olursa olsun ayağa kalkar ve geleni saygıyla karşılayıp, elini sıkar.

Bizim memlekette kimliği fark etmez, konuk değilse bile bulunduğu yere "çat kapı" bile biri geldiğinde ayağa kalkmayana ya da tanıdığı birini gördüğünde onan kıçını dönene “odun” derler, "dayama" derler, “hödük” derler!

Makbul değildir böyle insanlar, adam yerine konmazlar, itibarları yoktur, hiç sevilmezler.

Siz siz olun, sakın sakın yapmayın böyle bir şey!

ADNAN 3- Gazeteci sadece ilan için reklam için yayın çıkarmaz. Politikacılara belediye başkanlarına ilan için reklam için baskı yapmaz.

BEN 3- Bakın bu çok doğru. Fakat bunu şimdiye dek çalıştığın gazetelerin yöneticilerine söyleyeceksin önce! Gerçek şu ki, bu gün ne yazık ki başta Büyükşehir olmak üzere belediyelerin yerel gazeteleri fonlama dönemi bitsin, o da en fazla 6 ay sonra, en son Olay Gazetesi yıkılır gider; geride tek bir gazete bile kalmaz.

Burada asıl idealist söylem şöyle olmalıydı bence:

“Bir gazeteci, çalışmakta olduğu gazetenin sahip ve yöneticileri reklam için politikacı veya belediye başkanlarına gizli ya da açık şekilde baskı uyguluyorlarsa eğer, orada bir dakika bile durmaz, derhal istifa edip evine geri döner!..”

Gerisi hikaye!


ADNAN 4- Gazeteci yurtiçi yurtdışı gezilere katılmak için takla atmaz.

BEN 4- Doğru ama bırak gazeteciyi, hiç kimse hiçbir şey için takla atmamalı zaten; bu erdemli bir insan olmanın gereğidir.

Amma velakin bir zamanlar, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin Kültürpark’taki lokalinin bahçesinde oturup da 3 bira içtikten sonra “Hep onları götürüyorlar, beni dikkate bile almıyorlar, adam yerine koymuyorlar” diye karşısındaki insana da oturup ağlamaz bir gazeteci, bunu da göz ardı etmeyelim öte yandan!
 

ADNAN 5- Gazeteci ikram edileni yer veya içer, fazlasını talep etmez.

BEN 5- Daha fazla neyi talep edicen, “Evde hanım, çoluk çocuk var. Bi paket yapıverin de tatlılardan, tuzlulardan onlara da götüreyim” mi diyecen rahmetli Cihan Borçbakan gibi?!.

Mesleğe ilk başladığım yıllarda örneğin siyasi parti liderlerinin katıldığı iftar programlarını izlerken oturduğum masalarda  “Gazeteci hiçbir şekilde haber kaynağının yemeğini yememeli yoksa, tarafsızlığına gölge düşer” diye düşünüp, karnım deli gibi aç olduğu halde önümdekilere elimi bile sürmezdim de garip garip bakarlardı insanlar suratıma doğru bön bön!

Hatta daha da ötesi onlar iftar yemeği sonrası “Şükür Duası” yaptıktan sonra Fatiha suresini okumak için ellerini havaya kaldırdıklarında ben yine iştirak de etmezdim, “Gazeteci tarafsız olmalı. Tanrı ile gazetecinin arasına girilmez! Benim buradaki görevim onların yaptıklarına katılmak değil, sadece yaşanan  gelişmeleri izleyip yazmak” diye düşünürdüm çünkü!

Ne büyük salaklıkmış meğerse!

Sonra sonra öğrendim, karşınızdaki kişi sizi manüple edip kullanmak için yapmıyorsa ikramını eğer, “gönülden sunulan” bir şeyi kabul etmenizde hiçbir mahsur yok!

O yıllarda bir politikacı bir çay ya da toplantı sırasında bir çorba mı ikram etti örneğin?

Çağdaş Gazeteciler Derneği Lokali’nde bize yüzde 50 indirim uygulanırdı.

Karınca kararınca ben de altta kalmamaya çalışır, orada ağırlardım konuklarımı arada bir.

Eğer hele hele köşe yazıyor, haberin dışında yorum ve değerlendirmeler de yapıyorsanız, bilgi kaynaklarınızı genişletmeli, onlarla sosyal münasebetler de kurmak zorundasınız.

Yoksa yıllar boyu tavşan boku gibi ne akarsın, ne kokarsın, ne de bulaşırsın!

Sonra Çağdaş’ı da gebertti lokmacı, hampacı, beceriksiz kimi gazeteci takımı, git gide oradan da soğudu pek çok kimse Bursa’da artık günümüzde!

ADNAN 6- Gazeteci haber kaynaklarıyla yüz-göz olmaz, onlara 'abi, abla' vs diye hitap etmez.

BEN 6- “Yenge, teyze” filan mı diyecek?!.

Eğer diyaloglar dostluğa dönüşmüş, aradaki ilişki başlayalı çeyrek asırları çoktan geçmişse “abi” de dersiniz, “abla” da!

Hem biz Türklerin geleneklerinde “küçüğe sevgi, abiye, ablaya saygı” diye bir kavram vardır!

Fakat tabii, gittiğiniz  bir basın toplantısına orada yaşı sizden büyük de olsa muhataplarınıza Muharrem Karabulut gibi “Vali abi” ya da “Ayhan abi” gibi sıfatlarla sakın hitap etmeyin, komik duruma düşersiniz; e bunu da herkes bilir zaten, Arşimet yasası gibi söylemeye de gerek yok bence!

ADNAN 7- Gazeteci iftira atmaz, hakaret etmez, yalakalık yapmaz. Eleştirileri evrensel basın ahlak ilkeleri çerçevesinde olur.

BEN 7- Sadece “gazeteci” değil, hiç kimse bir başkasına iftira atmamalı, hakaret etmemeli ve yalakalık yapmamalı.

Fakat gazeteci ortaya çıkardığı bilgi, sarsıcı haber ve yorumlarıyla hırsızlık ya da arsızlık yapan muhatabını itin g.tüne sokarak öyle bir hale getirir ki, kısacası bırakın aslında hakaret etmeyi, a. bile koyar!

Zaten bunu yapan kişi gerçek gazetecidir aslında.

Diğer türe “tavşan boku” denir literatürde.

Bir ömür boyu masalarının gerisinde oturup, gerçeklerden uzak, hayalci yorum ve değerlendirmeleriyle “lay lay lom” vakit geçirir durur böyle tipler.

Varlıkları ziyandır.


ADNAN 8- Gazetecinin cahil kalma hakkı yoktur. Kendini geliştirmek, bilgisini görgüsünü her gün artırmak zorundadır.

BEN 8- Hiç kimsenin cahil kalma hakkı yoktur.

“Cahil kalmak” bir hak değil, “acınası bir durumdur” insan için çünkü.

Gazetecini beyni sürekli olarak sormalı, sorgulamalıdır her şeyi aynı zamanda.

İşte onun için de sağcıdan, dinciden iyi gazeteci olmaz, kafası “kendisine verileni olduğu gibi kabul etme” üzerine kurulmuştur çünkü!

Beyni öyle programlanmıştır.

Diğer taraftan iyi bir gazetecinin “a-sosyal” olma hakkı da yoktur!

İnsanlarla iyi, doğru ve sağlıklı ilişkiler geliştirmeli, insan biriktirip, insanlarla zenginleşmeli, insanlardan edindiklerini yine insanlarla paylaşmayı bilmelidir gazeteci.

Yılda iki kez Metin Taş ve Mehmet Akdoğan’la oturup bira içmekle olmaz bu işler!

Maddi manevi “bedel ödemekle” olur sosyallik!

Bazen canınızın sıkkın, ruhunuzun sarhoş olduğu bir anın görüntülerini paylaşırlar sosyal medyada…

Bazen de üzerinizdeki montun markası pelesenk olur kimi ağızlarda!..

Hiç ama hiç önemli değildir tüm bunlar!

“Adam olmaktır” gazeteci olmak; önce insan ve adam olacaksın, gerisini siktir et, arkası gelir nasılsa!

Ve Adnan…

“çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse

sen aklı başında kalabilirsen eğer

herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır

hem kendine güvenebilirsen eğer

bekleyebilirsen usanmadan

yalanla karşılık vermezsen yalana

kendini evliya sanmadan

kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir

yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer

ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir

ikisine de vermeyebilirsen değer

söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz

kandırabilir diye safları dert edinmezsen

ömür verdiğin işler bozulsa da YILMAZ

koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu

bir yazı-turada yitirsen bile

yitirdiklerini dolamaksızın dile

baştan tutabilirsen yolunu

yüreğine sinirine “dayan” diyecek

direncinden başka şeyin kalmasa da

herkesin bırakıp gittiği noktada

sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen

unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken

dost da düşman da incitemezse seni

ne küçümser ne de büyültürsen çevreni

her saatin her dakkasına

emeğini katarsan hakçasına

her şeyiyle dünya önüne serilir

üstelik oğlum, adam oldun demektir”

Rudyard KIPLING

Çeviri: Bülent ECEVİT

İlaveten: Bir gazeteci mücadeleci olur, cesur olur, başkanlığına seçildiği bir meslek örgütünü yarı yolda bırakıp da görevinden çekip gitmez!

Hakkında onlarca dava açılsa bile görevini hızara kadar değil, mezara kadar yürütür, YILMAZ!

Her neyse...

Meranın çayırlısı, her şeyin hayırlısı be Adnan...


 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.