Kader kısmet


Mehmet Ali Yılmaz

Mehmet Ali Yılmaz

Okunma 13 Temmuz 2021, 14:40

Bizim nesil çocukken "kader kısmet" isimli bir oyun vardı.

Bir kartonun arasındaki alüminyum folyoyu 25 kuruş karşılığında toplu iğneyle kazır, alttan çıkan rakama göre listeden çeşitli hediyeler kazanırdınız...

Çocuklar yaz aylarında akranlarına kader-kısmet çektirerek, biraz da harçlıklarını çıkarırlardı.

Benim de bu işi yapmak canım istedi bir gün.

Vakit, 70'li yılların ortalarıydı...

Sokakta karşı köşede oturan nur içinde yatsın, Naciye hanım teyzenin oğlu da Cumhuriyet Caddesi'nde, Egeller'in yanındaki dükkanda toptancıydı...

Kulakları çınlasın, Şakir abiyi (Şakir Egel'i de) anayım buradan; dünya tatlısı bir insandır O da...

Annem, Naciye teyzenin oğluna telefon edip, "Evladım gelecek, parası da yanında, O'na bir tane "kader kısmet" verin dedi" en sonunda.

Bir yaz günü, altımda arkasında epeyce bollaşmış bir g.t cebi olan "kısa pantolon" var.

Gittim, aldım geldim.

Mahallenin veletleri üşüştü başıma...

Durmadan kader kısmet çekiyorlar...

Verdikleri bozuk paraları da arka cebime koyuyorum sürekli...

Şaşkınım, işlerin bu kadar iyi olmasını hiç beklemiyordum doğrusu!

Kısa sürede bitti kader kısmet...

Sonra bir anda dağıldılar etrafımdan...

Paraları saymak için elimi cebe götürdükten sonra anladım vaziyeti...

Sermaye kadar finans yok anasını satayım!

Ve bir şeyi daha anladım aslında, benden ticaret erbabı olmaz, nitekim olmadı da...

Bir hayli safımdır ben!..

Veletler meğerse paraları kısa pantolonumun arka cebinden çaktırmadan çekip çekip, sürekli bana verirlermiş...

"Paradan" soğuduğum ilk deneyimi yaşamıştım o gün...

Nitekim aradan yıllar geçtikten sonra, daha defalarca da dolandırılacaktım saflığımdan ötürü...

Aslında "salaklık" desek daha iyi sanki!

En doğrusu bu gibi duruyor, net olmak lazım...

Bursalı ünlü söğüşçü Rafet Alan'ın meşhur lafıdır, "Bana, beni bu gece yedirip, içirip, devamında da eğlendirecek bir sponsor lazım" der Alan Rafet her zaman!...

Ardından da ekler:

"Eskiden bu sponsorlara 'keriz' denirdi, kerizz!.."

Aynen o misal, "saflık" değil, açık açık "salaklık" benimkisi!..

Para kazanmaktan soğumuştum ama "kısa pantolonumu" çok sevdim hep, hiç çıkarmadım hayatımdan...

Ne de olsa kabahat onun değil, benimdi.

Bu gün Bursa'daki gazeteciler arasında yazın zaman zaman kısa pantolon giyen bir Can Ertan vardır, her halde bir de ben...

O da çocukluğunu çok seven, özleyen, çok arayan bir karaktere sahip...

Nitekim Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz'ın düzenlediği basın toplantısına diz üstü bermuda pantolonumu giyip de gittim önceki gün...

Görünce herkes şaşırdı, bazıları da laf attı...

Cennet Yüzer Cankılıç da çıkışta sağ elini yumruk yaparak omuzuma dürte dürte güldü...

Kız Cennet, yüzün gözün solmuş sararmış, git bi denize gir de güneşlen kız!

Ne o saçlarının hali öyle keçe gibi, Deli Ayten'e dönmüşsün, paraya kıy, bi kuaföre git, acık bakım yaptır kendine...

Valla hiç beğenmedim bu son halini ona göre bak!..

Okan'ım da (Tuna) küpelenmiş bu arada, ben daha önce görmediydim...

Peki, Ercan Akyıldız'a ne demeli, yılbaşı hindisi gibi öylece düşündü durdu toplantı boyunca...

Evladını everdi geçenlerde, düğün masrafları fazla mı girdi acaba?!.

Abi gidemedim düğüne, nasıl gidicem?

Bi çeyrek altın olmuş kaç para?!.

Gittin mi takcan mecburen!

Rafet'le konuşuyoruz geçenlerde...

Bursa'nın demiyim artık, Türkiye'nin en başarılı sanayicileri arasına giren Orhaneli'nin Karesi Köyü'nden, Karesi Holding'in sahibi Ramazan Bayduz da oğlunu everdi geçenlerde...

Fotoğraflarda belediye başkanlarından tutun da milletvekillerine, bakanlara varıncaya değin herkes var...

Sadece iktidar partisinin mensupları da değil üstelik, her görüşten yüzlerce misafir oturuyor salonda...

Bir tek ben yokum vallahi!..

"Len Rafet" dedim, "Ramazan beni çağırmadı düğüne biliyor musun"?

"Boş ver be abi" dedi, "beni çağırdı da ne oldu? Tamı tamına bin 640 lira kaçtı k.çıma"!..

Meğerse damada "altın" takmış Rafet...

Ve hayatında ilk defa "alan" değil, "veren Rafet" olmuş kerata!..

Ama bi kontrol ettirmeli yine de!

Valla bu gün çenem hayli düştü lakin, bende teklif var ısrar yok!..

Dilediğiniz an çekip gidebilirsiniz fakat turpun büyüğü henüz heybede duruyor, hiç tavsiye etmem!

Eskiler, "Hızlı koşan atın boku seyrek düşer" demişler...

Bu laf, her hangi bir konunun ehli olduğunu sanan insanların yaptıkları işi hızlandırmasının, daha büyük getiri sağlayamayacağını anlatabilmek için kurgulanmıştır!

Ahan da bunlardan biri de Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar'dır...

Mustafa Dündar belediyecilikte 3'ncü dönemini yaşıyor...

Biliyor ki, partisinin kuralları gereği bir ilçede dördüncü kez aday yapılma olasılığı sıfır!..

Peki ya Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanlığı'na aday gösterilirse?

Dadından yinmez!

Çok canı istiyor orasını...

Siyasetçi siyasetçinin kurdudur...

Etrafındaki bazı insanlarla beraber her fırsatta Başkan Alinur Aktaş'ın gizli gizli altını oymaya çalışıyor Mustafa Dündar...

İstiyor ki, "Bursa'nın tek taşı", Alinur Aktaş'ı bir daha aday göstermesin yukarısı!..

Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi, "O'nu alma, beni al" politikası yani!..

Şeytan ayrıntıda gizlidir...

Ayrıntılara oldum olası dikkat ederim hep...

Hafta sonları çıktığımız rutin turların güzergahlarından biri de Uludağ Yolu, Bağlı Han, Soğuk Pınar, Kozbudaklar, Göynükbelen, Orhaneli yolu ve Bursa hattıdır...

Uludağ Yolu'nu kendisinin dev posterleriyle süslemişti Mustafa Dündar...

O yol ki, son derecede stratejik, yaz kış partililerin, mebusların, genel merkez yöneticilerinin kullandığı bir güzergahtır...

Ha afişlerde ne var derseniz, hizmet namına kele sürülecek bir şey de yok...

Hala iki eliyle yedi senede ancak doğrultabildiği panoramik bi şeyi satmaya çalışıyor Mustafa Dündar!

"Kent meydanı" filan da diyor ama geçen gün oradan geçince gördüm, kocaman bir beton kütle yükseliyor alandan!..

Derken...

Bursa Büyükşehir Belediyesi de Uludağ yoluna 4-5 billboard koyarak, hizmetlerini paylaşmaya başladı oradan...

O da ne!

Geçen hafta sonunda gördüm ki, Mustafa Dündar, kendi partilisi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ın afişlerinin üstünü kapatmış, her yeri kendi resimleriyle donatmış!..

Yaklaşık 30 yıldır siyaset izlerim, şimdiye dek hiçbir parti zamanında, hiçbir belediye başkanının üstelik de partilisi, başka bir belediye başkanına haset edip, posterlerini kapattırdığına ne şahit oldum, ne de duydum!..

"Hızlı koşarım" sanıyor Mustafa Dündar ancak, ne yazık ki yere seyrek düşüyor!

"At" tanımlamasıyla örneklendireceğim başka bir belediye başkanı daha var Bursa'da, o da Yıldırım'da görev yapan Oktay Yılmaz'dan başkası değil...

"Sessiz, sakin, çalışkan, mütevazı bir insan Oktay Yılmaz..."

Türk tayları gibi, tırıs koşuyor; koşuyor ama diğerleri kösülürken O her gün yüzlerce kilometre yol aşıyor...

Mustafa Dündar ne yapıyor?

"Kentsel dönüşüm" diye bomboş arazilere konutlar yaptırıp millete satarak paraları indiriyor, ardından da reklamımı yapsınlar diye televizyon şirketlerine yediriyor!

Ayrıntı anlatmayacağım bu gün size...

Merak ediyorsanız Google amcaya "Bursa Mevlana Mahallesi kentsel dönüşüm" yazın, hem yazıların, hem de haberlerin içinde "yapılan işin muhteşemliğini" göreceksiniz...

Tam anlamıyla gerçek, harika, üzerinde çok düşünülüp, çok çalışılmış Bursa'nın ilk "kentsel dönüşüm projesinin" temellerini atıyor Oktay Yılmaz...

Koca bir mahalle çoktan yıkılmış...

Mülk sahiplerinin tümünden helallik alınmış...

Çoğunun üzerinde demir bile olmayan tam 944 gecekondu ortadan kaldırılıp, hakkedenlere dağıtılmak üzere 1244 depreme dayanıklı konut planlanmış...

Ve inanıyorum ki, oradaki tabloyu gören Yıldırım'ın diğer mahallelerinde meskun insanlar, sözleşmeye hemen imza atacaklar ve merhum Bayezid Han'ın ismini taşıyan ilçe abad olacak tez zamanda...

Böyle daha tam 8 bölgede birden çalışma yürütüyor Oktay Yılmaz...

Ve en çok, sahanın imar planlarında 12 kat izin olmasına rağmen bunu kullanmayıp, kentsel dönüşüm projesini zemin artı 7 katla sınırlamasına bayıldım Yıldırım Belediye Başkanı'nın...

Çok hoşuma giden bir diğer konu da ne oldu biliyor musunuz?

Selefi İsmail Hakkı Edebali'nin adını ve hizmetlerini sıklıkla andı Başkan...

Demek ki vefa sadece İstanbul'da bir semt adı değilmiş!..

Bir taraftan bakıyorsunuz biri, diğerinin afişlerini kapatıp, kendininkileri astırıyor...

Bir diğeriyse, siyaseten artık kendi köşesine çekilmiş bir belediye eski başkanını bile şükranla, teşekkürle anıyor!..

Aradaki fark bu işte...

Belediye'nin ikram biriminde karar verici olarak görev yapan artık her kimse, muhtemelen Erzurum'dan yeni gelmiş olmalı!

Son dört ayda toplam 2 basın toplantısına katıldım kurumun, iki seferinde de kahvaltı sundular...

Adamın "helva" takıntısı var abi!..

Bu kez de hem tahin helvası koydurmuş tabağa, hem de yaz helvası!..

Bizim buralarda tahin-pekmez bile Ramazan ayının kışa denk geldiği senelerde yenir...

Temmuz'un göbeğinde bu sıcakta azdırıcan mı milleti be adam?

Okan'ımın zaten gözleri fer fecir...

Git kendin ye helvayı nerde yiyeceksen?!.

Tabaktaki salam tekerleri soğuk zincire uyulmadığından salmış kendini gitmiş zaten, direkt bakteri yatağı...

Vişne reçelinde vişne yok!

Tereyağı olmuş macun...

Çaylar desen, imamın abdest suyu gibi!..

Sarı Camii'nin bir imamı vardı, Ali Kul, adamı aldılar hutbe durumundan milletvekili yaptılar, O geldi aklıma, tövbe tövbe!..

Oktay bey, Oktay bey...

Şöyle güzel bir sucuklu ya da pastırmalı yumurta, içinde azıcık taze nane, soğan, maydanoz ve terenin olduğu yeşillik tabağı, tereyağında eritilmiş beyaz peynir, ızgarada közlenmiş hellim, azıcık petek çam balı, manda kaymağı, kalamata zeytin, domates suyunun içine ince kıyım doğranıp, İlhan Sarı zeytinyağıyla taçlandırılmış kırmızı soğan, kızartılmış Besaş ekmek, en az üç saat öncesinden mayalanmış lokmalar, tomurcuklarıyla lezzetlendirilmiş Rize çayı filan olsun bundan sonraki kahvaltılarda!..

Ha! Bir de dikkatimi çok çeken, Ak Parti Yıldırım İlçe Başkanı Ali Erbay'ın, bacak bacak üstüne atıp, ayaklarını da masanın altından ileri doğru uzatarak, kaykılmış vaziyette oturması oldu!..

Biri oturup kalkmasını kendisine öğretmeli bence!

Kameralar sürekli Ali Erbay'ın ayakkabılarının eprimiş plastik tabanlarını çekti o gün!..

Bu ince ayrıntılar dışında çok güzeldi toplantı...

Bursa için, Yıldırım için umutlandık...

Bir de Ersel Peker'in açlık şekeri son zamanlarda yüksek çıkmasaydı daha da mutlu olacaktık oysa...

Çakma sıvı gıda tüketirsen böyle olur Ersel'im, dön artık Yeni Rakı'ya bence!..

Hülasa sevgili okur, Bursa'da yeni bir yıldız doğuyor...

O da kısa süre içinde çok zor işlerin altından kalkan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz'dan başkanı değil...

Bir de kurumun Teknik Başkan Yardımcısı, İnşaat Mühendisi Mert Vahit Arslan'dan elektrik aldım...

1985 doğumlu bu çocuğun gözlerinde ve halinde değişik bir pırıltı var...

"Adam olacak çocuk" misali bu delikanlıyı da ileride önemli görevlerde görürseniz eğer, "hiç şaşırmayın" derim.

Kader kısmet!

Yetti mi artık bu kadar?

Hadi...

Yunus Emre'nin dizeleriyle kapatalım yazıyı yine bu gün de:

"Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için

Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim...

Ben gelmedim kavga için, benim işim sevi için

Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim..."

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.