Panenka Penaltısı


Mehmet Ali Yılmaz

Mehmet Ali Yılmaz

Okunma 10 Ağustos 2020, 16:25

Bir tane bakteri keşfetmiş bilim insanları.

Ağustos böceklerinin bedenine yerleşiyor ve onların organlarıyla besleniyormuş.

Bizim bağırsaklarımızda da var iki kilo kadar bunlardan.

Sindirim mekanizmasına yardımcı ve bağışıklık sistemimize destek oluyorlar.

Fakat böceklere musallat olan türü hayvanın beynini ele geçirerek, daha doğrusu karşı cinsin hormonlarını taklit ederek ağustos böceğini sürekli cinsel ilişki için tahrik ediyormuş!

Düşünsenize, bir kınkanatlı sürekli Yeşilçam filmlerindeki Aydemir Akbaş gibi hatun poposu peşinde!

“Has…tir” dedim içimden Can Ertan’ın deyişiyle sessiz bir çığlıkla!

Damarlarımdaki kan buz kesti, ürperdim!

Yarasalardaki Korona, nasıl gelip giriyorsa orana, ahan da bu bakteri yarın bu gün maazallah bulaşırsa insan ırkından birine, rahmetli Feri Cansel bile illallah edip terk eder inan olsun platoyu!

Düşünsenize, zombiler gibi karşı cinsin peşinde yüzmilyonlarca insan yeryüzünde!

Başkalarına bulaşıp, yaşamını sürdürme güdüsü yüzünden bir bakteri sebep oluyor buna!

Bizim Yazar Can Ertan’ın hayatındaki en büyük korkularından biridir kedi ve köpeklerin haricinde mikroplar.

Aylardır adeta yalvarıyorum, “gel beraber gezelim” diye?

Ne mümkün!

Salgın sürecini kuşuyla geçirmeyi tercih etti Can.

“Kuşum Aydın” bile bu kadar bağlı değildir kuşuna.

Bu “bakteri haberini” paylaştım telefonda O’nunla geçen gün.

Kanı damarlarında buz kesti, içi üşüdü, kışın ayazında, ateşin yalazında hissetti birden bire kendisini.

Ve dedi ki Ömer Hayyam aklıyla, “Ne kadar adaletsiz bir dünya! Sen ya da ben kurgulasaydık dünyadaki yaşamı, daha adil, daha hümanist, daha paylaşımcı bir senaryo yazardık Mehmet’im Ali’m!..”

Bakterilerin canlıların beyinlerini ele geçiremediği, savaşların, ölümlerin bulunmadığı, herkesin barış ve kardeşlik içinde yaşadığı bir dünya…

Ütopya ama hayali bile güzel.

CHP Keles İlçe Eski Başkanı, Belediye Meclis Üyesi Ahmet Zekai Yıldız bir resim paylaşıp, takipçilerinin kurban bayramlarını kutlamış geçenlerde.

Peygamber İbrahim ellerini arkadan bağladığı oğlu İsmail’i yatırmış yere, bıçağı O’nu kesmek üzere boynunda, gökten elinde bir koçla gelen göğüs dekolteli bir melek hanım hemen yanında…

Akıl, akıl, akıl, gel peşime takıl!

Bayılırım üretken, sorgulayan akıla.

Keles’ten rahmetli Sami İlman’ın kardeşi bizim Apo da yorum yazmış altına:

“Şizofren İbo’nun fotoğrafını niye yayınlıyorsun?..”

Hemen gidip, alnından öpesim geldi Apo’yu!

Hangi baba evladını “rüyamda gördüm” ya da Allah bana öyle emretti diye götürüp boğazlamaya kalkar?!.

Hangi akıl böylesi bir hastalık durumunu “Tanrı’ya itaat nişanesi” olarak topluma yutturmaya kalkışır?!.

Dahası, hangi yaradan kulundan böyle zalimane, böylesi vicdan dışı bir eylemi gerçekleştirmesini ister, bununla sınar?

Ötesi, hangi sadist Tanrı bunu emrettikten sonra elleri kolları bağlı, babası tarafından kesilmek üzere bir çocuğa ve onun atasına bu travmayı yaşatıp, son anda bir koç gönderir?

Sırat Köprüsü’nden dünyada boğazladığı hayvanların sırtında geçebileceğini düşünen insanların olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.

İbrahim’i bir peygamber olarak kutsayan Müslümanlar dolu etrafımızda.

Karısını firavuna “kız kardeşim” diye peşkeş çeken, onun koynuna sokan bir adam bir adam sizin peygamberiniz olabilir mi?

Allah’ın seçtiği temsilci böyle bir insan olabilir mi?

Tamamı Yahudi olan peygamberler silsilesi nasıl Müslümanların da peygamberi olabilir?

Gidin Kudüs’e, neredeyse hepsinin mezarları oralarda!

Oğlunu kesmeye kalkışan İbrahim peygamber…

 Ibrahim’in yeğeni Lut, peygamber…

 İbrahim’in oğlu İsmail, peygamber…

İbrahim’in oğlu İshak, peygamber…

İshak’ın oğlu Yakup, peygamber…

Yakup un oğlu Yusuf, peygamber…

Hepsi Yahudi…

Hangi birini sayayım?

Sevmiyorum artık kurban bayramlarını!

İslami literatüre göre vacip veya sünnet hükmünde olan vahşi, kıyıcı bir geleneği hala sürdürmek bana göre akıl işi değil.

Binlerce yıl önce yaşamış 86 yaşındaki rahatsız Yahudi bir adam oğlunu kesmeye kalktı diye merkezi sinir sistemi olan, canı acıyan, özleyen, seven, kırlarda çocuklar gibi oynayan bizim gibi canlıları kıtır kıtır kesip, hiç ihtiyacımız olmadığı halde katliam düzeyinde yok etmek hele hele bu çağda sürdürülebilir bir durum değil.

Hala çok ama çok zalim şu insanoğlu!

Önceleri komşu kabilelerden kaçırdığı insanları kurban etmiş sırlarını bir türlü keşfedemediği tanrılar için!

Bunun için sunaklar yapmış, altarlar inşa etmiş yüksek tepelere.

Sonra bakmış ki o insanları köle olarak çalıştırmak varken, kesmek niye?

Yerlerine hayvanları koymuş, dahası, vücudunun en işe yaramaz, kaybetmekten hiçbir zarar görmeyeceği “sünnet derisini” feda etmiş, tanrısının gönlünü kazanabilmek için!

Yetmemiş, gelenek haline getirmiş bunu.

Can Ertan’ın söylediği gibi adil bir yer değil dünya; insan yalakalığının en üst seviyede olduğu vahşi bir düzen hala sürdürüyor hükmünü.

Düşünsenize, Bursaspor ölmüş, resmen gebermiş, hala onun cesedinden beslenmeye çalışan insanlar var ortalıkta!

Ağustos böceklerine musallat olan bakterilerden de daha tehlikeli bunlar!

Yok efendim, kongre kararı almak bir kalem, bir kağıda bağlıymış, kulübü kurtarıp, borçlarını ödeyecek biri çıkarsa memnuniyetle görevi bırakmaya hazırlarmış, cartmış, curtmuş falan!..

Bu fotoğrafın arkasında yatan tablo şu:

“Biz bu halden bile çok mutluyuz elhamdülillah!..”

Tabii, alcan satcan, satcan alcan, alcan satcan mutlu olcan!

Eskiden milyon dolarlıktı topçuların, şimdi üç-beş yüz bin dolar bile olsa elma var nar var, bu işte epey bir kar var!

Bırakılır mı hiç?

Geçmişte Bursaspor’a matbuat satarak yolunu bulmaya çalışan “matbaacı” terk eder mi koltuğu?

Kimse üzerine alınmasın…

Futbol orta zekalıları mutlu etmek için kurgulanmış bir spor dalıdır!

Teknik direktör filancayı niye oynatmıyor, feşmekanı niye oyundan çıkarmıyor, hadi oğlum ileriye, go gol gol ve i.ne hakem sarmalından ibaret tartışmaların yapıldığı bir meşguliyettir futbol.

Menajeri lüpletir, yöneticisi, topçusu, masörü, teknik direktörü, amigosu lüpletir, taraftarı garibim, maç günlerinde baş etinden yapılma ucuz tükürük köfteyi yiyerek hepsini kütürdetir!

Şimdi düşünün…

Penaltı atılacak…

Kullanacak kişi ya sağa doğru vuracak ya da sola…

Kaleci ona göre hesaplar işi…

Topçunun ayağının açısına doğru bakar ve vurduğu anda ya sağa ya da sola doğru yatar.

Tanıdığım en iyi ama en iyi spor yazarı, en iyi spor entelektüeli Can Ertan’dır.

Futbolun sadece kültürüne değil, teknik yanına da en az bir direktör kadar hakimdir Can.

Ben mesela şimdiye dek Bursalı hiçbir spor yazarında Adnan Baştopçu da dahil, “Panenka taktiğinden” bahsedildiğini hiç  okumadım örneğin!

Hakem şöyle yaptı, sağ açık böyle yaptı, seyirci ruhsuz, futbolcular umutsuz gibi bom boş, zeka düzeyi düşük lakırdılarla tamamlarlar sözlerini genellikle.

Ancak, Can Ertan Panenka penaltısını bilir!

Sene 1976’dır…

Avrupa Futbol Şampiyonası’nda finale çıkan Çekoslovakya burada Batı Almanya’yla karşılaşacaktır.

Hikaye içinde hikaye…

O sıra Çek’leri çalıştıransa futbol geçmişi olan bir matematik profesörüdür!

“Ulan” der, “bu futbol takımlarını orta zekalı teknik direktörler yönetip duruyorlar da ben niye yönetmeyeyim”?!.

Finalde uzatmalar sonunda 2-2’lik beraberlik de bozulmayınca penaltılara geçilir.

İlk üçer penaltıyı da her iki takım oyuncuları gole çevirmeyi başarır.

Hep ters köşeye yatırırlar kalecileri.

Jurkemik, Çekoslovakya’nın dördüncü penaltısında golü bulur ve ardından Uli Hoeneß, Batı Almanya’nın dördüncü penaltısını üstten dışarı atar.

Off!

Son penaltı için topun başına gelen Panenka’nın bu şansı kaçırma lüksü yoktur artık.

Golü atması halinde ülkesine Avrupa şampiyonluğunu getirecek ve adını tarihe altın harflerle yazdırmayı başaracaktır.

Bir ilki dener Panenka…

Topu sağa ya da sola atmak yerine, sol tarafa doğru yatan kaleci  Sepp Maier’in ilk bulunduğu yer olan orta tarafa doğru  hafifçe havalandırarak gönderir!

Şut ve gol!..

İşte bu estetik ve zeki vuruş daha sonra “Panenka penaltısı” olarak yerleşir hafızalara.

Daha sonra Brezilyalı futbolcu Pelé bu vuruş hakkında şu yorumu yapacaktır:

 “Böyle bir penaltı kullanmak için birinin ya bir dâhi ya da çılgın olması gerekir.”

Hem işinde dahi, hem de çılgın olan birini tanıyorum Bursa’da:

“Hüseyin Akdemir”

Bursaspor’u renksiz matbaacıların elinden alıp, süper lige çıkardıktan iki dönem sonra tekrar şampiyonluğa oynatacak yegane adamdır Hüseyin Akdemir.

Panenka penaltısı gibi kaleyi ortalayıp tam göbekten golü çakacak yetenekte eşbeh bir oğlandır.

Bursaspor’u koyunlar gibi daha fazla kurban etmeyin, ettirmeyin.

Selvi boylu, al yazmalı Mesut Mestan, giydirme kendine en sonunda kırmızı fistan, olur bak çıkar matbaa işleri filan sana, saldırma koltuğundan edecekler diye ona buna, sol şeritte ambülans var çek arabanı yana, içsin Bursaspor yine şampiyonluk şerbetini kana kana!

Hayırlı işler, hızlı gidişler.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.