Selin Sayek Böke, Türkiye ekonomisini değerlendirdi

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke Haftalık Ekonomi raporu yayınladı.

Selin Sayek Böke, Türkiye ekonomisini değerlendirdi

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke Haftalık Ekonomi raporu yayınladı.

İşte o rapor:


1. Küresel belirsizlikler artıyor. Bu risklerin Türkiye ekonomisi açısından etkileri Dünya ekonomisinin yavaşlaması sebebiyle ihracat ve turizm gelirlerimizin azalması ile yabancı yatırımların da kalitesinin bozulmaya devam etmesi ve toplamda azalmasına da yol açabilir.

a. Avrupa’da bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılar artıyor. İtalya’da geri dönmeyen kredilerin toplam krediler içerisindeki payı yüzde 12’ye yükseldi. Yoğunluklu olarak konut kredilerinden kaynaklı bu sorun 2008-2009’den itibaren İngiltere, İrlanda ve İspanya’da yaşanan krizin bir devamı, ve bu kriz İtalya’nın ötesinde tüm Avrupa ekonomilerine yansıyabilecek boyutta görülüyor. Buna Almanya’nın en büyük bankası olan Deutsche Bank’ın içinde bulunduğu durum da eklenince risk artıyor. ABD türev piyasalarda yapılan kural dışılıklar sebebiyle Deutsche Bank’a 14 milyar dolarlık ceza kesti, sonrasında 5,4 milyar dolara indirildi. Ancak bu cezanın Avrupa’nın Apple’a ceza kesmesini takip etmesi iki kıta arasında yoğunlaşan ekonomik mücadeleyi de yansıtıyor. Bunun ötesinde en önemlisi Avrupa’daki krizin de henüz bitmediğinin de somut göstergesi.

b. Kriz emarelerine rağmen Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişlemeyi erken bitirmesi ihtimalinin kuvvetlendiği tartışılıyor. Avrupa ekonomileri tam olarak toparlanmadan bu politika değişikliğine gidilmesi Türkiye’nin ihracatını olumsuz etkileyecektir. Bunun yanı sıra, zaten azalmış olan turizm gelirlerinde düşüş Avrupa’nın ekonomik etkilerinden de kaynaklı artabilir.

c. Çin’de GSYİH’nın yüzde 171’i düzeyine ulaşmış olan özel sektör kredi borcu önemli bir makroekonomik kırılganlık oluşturuyor. Kredi düzeyinin kendisi kadar özel kesime açılan kredi toplamının milli gelire oranının uzun dönemli eğiliminin çok üzerinde olması akademik yazında önemli bir uyarı sinyali olarak değerlendiriliyor. Bu oranın 8 puanı aşması risk olarak kabul edilirken, Çin 30 puanlık fark ile birinci sırada, Türkiye ise 12’ye yaklaşan bir oranla yedinci sırada. En riskli yedi ülke Çin, Hong Kong, Şili, Kanada, Tayland, Singapur ve Türkiye.

d. İngiltere Brexit sürecini Mart 2017’den önce başlatmak istediğine dair açıklama yaptı. Brexit’in nasıl ilerleyeceğine dair yaşanacak belirsizlikler bu dönemde Türkiye’nin İngiltere ile ihracatını olumsuz etkileyebilir.

e. Petrol fiyatlarındaki belirsizlik sürüyor. OPEC geçtiğimiz hafta günlük üretimi 33 milyon varil azaltacağını açıklamasının ardından artan fiyatlar, OPEC’in bu kararının arkasında durmayacağına dair beklentilerle birlikte yeniden düşme eğilimine girdi. Bu hızlı fiyatlama değişiklikleri tüm finansal piyasalarda artan belirsizliğin de bir sonucu.

2. Uluslararası kuruluşların Türkiye ekonomisine dair değerlendirmeleri büyümenin yavaşlayacağı vurgusu içeriyor. IMF, Türkiye’nin 2016 yılı büyüme beklentisini yüzde 3,8’den % 3,3’e düşürdü. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Fitch yayınladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye’nin 2016’da büyüme oranının yüzde 3 olacağı, bu oranın 2017’de yüzde 3,2; 2018’de ise yüzde 3,5’e ulaşacağı tahmin ediliyor.



3. Türkiye’nin finansal piyasalarında oynaklık sürüyor. Moody’s’in not düşürme kararı sonrasında finansal piyasalarda fiyatlama etkilerinin oynaklığı arttırıcı yönde olacağı bekleniyordu. Henüz takvimlenmiş bir not değerlendirmesi olmamasına rağmen piyasalarda Fitch’in de not düşürebileceği tartışmaları bu oynaklığın artmasına katkıda bulunuyor. Fitch’in de not düşürmesinin özellikle bankacılık sisteminde etkileri olacağı ifade ediliyor. Bankaların sermaye yeterlik rasyolarında ortaya çıkacak bir olası bozulma kredi koşullarını zorlaştıracak, faizlerin artmasına yol açacaktır.

4. TL son iki günde kendisine benzer para birimlerine kıyasla dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimi oldu. 4 Ekim 2016 itibariyle TL/dolar paritesi 3,0650 düzeyine ulaşmıştı. TL’nin değer kaybında bu derece ayrışmasında özellikle üç temel unsurun rol oynadığı değerlendiriliyor. (1) OHAL’in uzatılmasının yarattığı politik belirsizlik. (2) Enflasyonun beklentilerin altında gelmesinin Merkez Bankası faiz politikalarında faiz indirimine devam konusunda ısrarı getireceği beklentisi. (3) Petrol fiyatlarındaki artış olasılığının Türkiye’nin cari açık kırılganlığını arttırabileceği beklentisi.

5. Enflasyon beklentilerin altında gerçekleşti. 12 aylık ortalamalara göre enflasyon yüzde 7,92 olarak gerçekleşirken, yıldan yıla enflasyon yüzde 7,28 olarak gerçekleşti. Rusya ile yaşanan ve halen ekonomik etkilerinde bir düzelme ortaya çıkmamış olan krizin bu düşüşte katkısı olduğu ifade ediliyor. Turist sayısındaki düşüşten kaynaklı düşen talep ve ihracatı yapılamayan yaş sebze-meyvelerin fiyatlarındaki düşüş gıda enflasyonunun düşmesine katkıda bulundu. Ancak bu enflasyon düşüşün kalıcı olması beklentisi yok, zira gıda enflasyonuna yol açan yapısal sorunların çözümüne yönelik atılan somut adımlar yok.

6. Hazine garantili borçlarda ciddi bir artış gerçekleşti. Hazine garantili borç yılın ilk yarısı için açıklanan verilere göre 12 milyar 46 milyon dolar ile tarihi zirvesinde. Bu rakam on yıl önce 4,3 milyar dolar düzeyindeydi. Bu veriler mali disiplin açısından önem taşıyor.

7. Orta Vadeli Program’ın basın toplantısı yapıldı, ancak henüz resmi gazetede yayınlanmadı. 2016 yılında makroekonomik göstergelerin neredeyse tümünde aşağı yönlü revizyon gerçekleştirildi. 2016 yılı büyümesinin yüzde 3,2 olarak revize edilmiş olması genelde OVP tahminlerinin çok altında gerçekleşen büyüme oranları göz önüne alındığında reel ekonomideki sıkıntıların düzeyini yansıtıyor. Büyümede yapılan bu aşağı yönlü revizyon tutarlı bir biçimde ihracat ve ithalat beklentilerinde de yapılmış. 2017 yılında ise büyümenin yeniden toparlayacağı ve yüzde 4,4 olacağı öngörüsü sunuluyor. Bu büyümenin hangi politikalarla gerçekleşeceği ise henüz OVP ve OVMP resmi gazetede yayınlanmadığından bilinmiyor. Bu tahminlerin altında yatan petrol fiyatları varsayımına dair belirsizlik mevcut. Ancak döviz kurunun son dönemdeki gelişmeleri de göz önüne alındığında döviz kuru tahmininin de açıklanmaya muhtaç olduğu ortaya çıkıyor. İlk değerlendirmelerde büyüme ve cari açık beklentisi arasında bir tutarsızlık da göze çarpıyor. OVP ile ilgili detaylı bir değerlendirme resmi gazetede yayınlanmasını takiben yapılacaktır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.