Torino Kefeni


Ozan Dursun

Ozan Dursun

Okunma 20 Ekim 2016, 20:07

İsa peygamberin cansız bedenini Aramatyalı Yusuf, Roma Valisi Platus’tan istiyordu. Yahudi din adamları İsa’nın cezasını çekmesi için cansız bedeninin çarmıhta sabaha kadar bekletmek istiyorlardı. Armatyalı Yusuf ise güneş batmadan arkadaşını mezarına koymak istiyordu. Vali izin verdi. Cansız beden bir Yahudi geleneği olan keten bir kumaşla kefenlenip mezara bırakıldı. Ertesi gün kadınlar onun mezarına çiçekler ve baharatlarla geldiklerinde mezar odası kapısının açık olduğunu gördüler. Ve yatırıldığı yerde, terk ettiği kanlı kefeni duruyordu.   Luka incili

Kanonik İncillerde sadece bu şekilde bahsi geçen kefen ile ilgili çeşitli söylentiler, 1300lerde bulunan Torino Kefeni üzerine çözülmez düğümler atıyor.
Kefenin İsa’ya ait olduğunu kabul edenlerin karşısında, bunun 12. veya 13. Yüzyılda bir sahtekar tarafından yapılmış aldatmacadan ibaret olduğunu düşünenler var.
Hatta Leonardo Da Vinci’nin bile içinde olduğu bir söylenti de mevcut.

‘Torino Kefeni, 430 santimetre uzunluğunda ve 110 santimetre eninde büyük bir keten kumaş parçasıdır ve üzerinde -önünde ve arkasında- çarmıha gerilerek öldüğü anlaşılan bir insanın görüntüsü vardır.’






Kefen Armatyalı Yusuf tarafından kutsal emanet sayılan çarmıha gerilmeden İsa’nın kafasına takılan dikenli taç ve son yemekte kullanılan kutsal kase ile birlikte saklandı. Haçlı seferleri sırasında kentler yağmalarken bir Fransız’ın eline geçen kefen  1357'de, Charney'li II. Geoffrey'in Fransa'da Lirey'de sergilemesiyle ün kazanmaya başlardı. İtalya’ya getirildi. Torino’da adını buldu.
Torino Kefeni





Bir kısım insan böyle olduğunu düşünse de karşı görüşler ve söylentiler vardı.
Örneğin; 12. veya 13. Yüzyılda sahtekar bir din görevlisi ile bir sanatçıyla bu kefeni hazırlar. Hazırlarken olabildiğine gerçekçi çalışırlar. Öyle ki bir erkek cesedine İsa’nın gördüğü tüm işkenceleri tatbik edip kefene sararlar. Fakat öyle detayları bilirler ki tarihçileri ve bilim insanlarını çıkmaza sokarlar. Neydi bildikleri bu detaylar. Ortaçağ eserlerinde bile İsa’nın çarmıha avuç içlerinden çivilendiğini sananlar yanılıyordu. El bileklerinden çivilenmişti. Kefendeki kan doğru yerdeydi. Roma kırbacıyla kırbaçlanmış olmasındaki detaylar da kefendeydi.
Başka rivayet, İsa'nın yüzünü bir havluya sildiğinde üstünde görüntüsünü bıraktığını bildirmişti. İsa bu havluyu, Edessa Kralı Abgar'ın bir elçisine vermiştir. Edessa'da (Şanlıurfa) Kral bir sanatçıya İsa'nın siluetine sadık kalarak dönemin boyaları ve kendi kanı ile bu kefeni yaptırdığı konuşuluyordu.
Bir başka rivayette Leonardo Da Vinci’nin kendi siluetini kefene işleyerek insanların ona sonsuza kadar dua etmesini sağlayacak sapkın bir fikirde olduğudur. Anatomi bilgisinin o denli iyi olması onu bu çözülmesi güç problemin içinde bırakıyor.

Teknoloji kullanılarak bir araştırma yapmak gerekiyordu.
Üzerindeki kan mı?
Evet kan vardı, araştırmalar bu kanın AB rh+ bir erkeğe ait olduğunu gösteriyor. Fakat kefenin üzerinde sadece kan bulunmadı. Boya da vardı. Ama o dönemde kontrollü bir şekilde izleri belirginleştirmek için yapılmış olan bir tür tamir olabilirdi. Boyanın varlığını bir sebebi de yapılan kopya çalışmalarının kutsanması için orijinal kefenin üzerine örtülmesinden kaynaklanan boyanma olabilirdi. Boya var ama fırça izleri yoktu.
Son olarak kumaş yaşı hesaplandığında en geç 1260 yılında yapılmış olabileceği açıklandı.





Avrupa’da kiliseler, bağış toplamanın en kolay yolunun daha fazla din ticareti yapmak olduğunu keşfetmişlerdi. Gelen hacılardan kilise ve kutsal emanetler adına daha fazla bağış toplamak, yatırım gerektirmeyen bir kazançtı. Fransa’da küçük bir kilisenin sahibi olduğu emanetin sunumunu üstlenecek daha güçlü ve büyük bir kilise gerekiyordu. Çünkü Torino Kefeni çok dikkat çekiyordu. Bir yılda 3 milyon hacı ziyaret etmişti. Ortaçağı geride bırakan Kilise kefeni katlayıp dolaba kaldırırken, 2024 yılına kadar sergilenmeyeceğini bildirdi. Nasıl ve ne zaman olduğuna teknoloji bile karar verememişken acımazsızca bir yorum katmak istemem ama ortaçağda dinin para ettiği, rahiplerin cennetin anahtarlarını sattığı Avrupa’da böyle bir ikonu elinde tutmak kilise için müthiş bir kaynaktı.
Tıpkı bugün Suudilerin yaptığı gibi.



 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.