“Üstümüzde Rütbe, İçimizde Cüppe” ve Benim Masalım…


Ahmet ATALAY

Ahmet ATALAY

Okunma 23 Temmuz 2016, 15:29

1988 veya 89 yıllıydı Beşevler deki Özel bir Kolejde, bir şirketin iftarına davetliydim ezan okunmadan bir şey yememem (!)uyarısıyla. Hatırladıklarım, ana bina kapısından sonra bir iki basamak vardı, basamakların bittiği yerde camilere benzer yeşil halı kaplı idi her yer. Ayakkabılıklar merdivenin sağında ve solunda idi. İftarın verileceği yemekhaneye doğru ilerlerken, okul panolarında "Sızıntı" dergisinin sayfa sayfa asılı olduğu görülüyordu. Ayrıca A4 kâğıtlarına yazılmış "üstümüzde rütbe, içimizde cübbe", "harbiye-mülkiye-adliye" ve de metnini tam hatırlamadığım sakin emin adımlarla yürümeyi tavsiye den sözler asılıydı. Konuşmalar daha ilginçti (ben bunları yıllardır anlatırım), Bursa da o zaman için dört yurt, kırk evlerinin (ışık evleri tabir ettikleri) olduğunu övünerek anlatıyorlardı. Hatta on beş yıl sonra hem Başbakan'ın hem de Cumhurbaşkanının kendilerinden olacağı ile ilgili iddialı cümleler söylüyorlardı. Ben bu söylemlere güldüğümde "sen gül gül, şeriata kadar demokrasi var" diye, beni tehditkâr söylemlerle ikna çabalarındaydılar... Yani yaklaşık 25 yıl önce bunu yaşayan tek ben miyim, bu panoları gören tek ben miyim? Devletin Milli Eğitimi, Valisi, Polisi bunları duymadı mı, görmedi mi... Yirmi beş yılı aşkın sürede, bu çalışma çığ gibi büyütülerek cemaatin eğitimine "başta Bursalı İşadamları olmak üzere, bir takım TÜRK İŞ DÜNYASI" eski para ile neredeyse yüzlerce TRİLYON akıtılmasına, bir takım hacılar/hocalar ile ön ayak olmadılar mı...                                                                                              Bu kalkışmada bunların VEBALİ YOK MU? Bu kalkışmada, bu günlere gelinmesinde başta iktidar ve ana muhalefet olmak üzere tüm siyasilerin VEBALİ YOK MU?                                                               Ergenekon, davası devam ederken, çağdaş iş adamlarını, lafın iyisi şaka ile söylenir tarzında “sıra size de gelecek” diye tehditvari konuşan Bursalı sanayicilerin hiç vebali yok mu? Bunların topladıkları paralarla, okullarla, askeriye (harbiye), kamu yönetimi (mülkiye), hakim ve savcılar ile (adliye) ülke tahakküm altına alınmaya çalışılmadı mı...                                                                                                                     Ayrıca cemaat bunu saklı gizlide yapmadı değil mi... Hepimiz/herkes az bucuk bu konuda bilgi sahibi değil mi? Yıl 1999, Fethullah Gülen hakkında, tutuklama kararı çıkacağı günün bir gün öncesi; Onun Amerika’ya gitmesi için alınan vizede Başbakan Ecevit’in Katkısı nedir...                                                     Güleni, Amerika’ya uçuracak uçağın kapısına götüren, dönemin Bakanın Hüsamettin Özkan’ın makam arabası değil midir?                                                                           Bunlar 17 yıldır bilinmeyenler mi?                                                            *** 2002 yılında, AKP iktidara beklediğinden çok önce geldiğinden dolayı, devlet kademelerin için yetişmiş kadroları yoktu. Var olan İslamcı kadroların üstün bir çoğunluğu ise, o zamanlar hala milli görüşe bağlı olduklarından Necmettin Erbakan ile hareket ediyorlardı.                                                                                              ***   Benim Masalım;                                                      Bu noktadan sonra, yaşadıklarıma dayanarak, benim masalım (olaylara yorumlarım);                                        Bu durum Gülen cemaati için devlet düzenini ele geçirmede ki avantaj sağlayan, en önemli kırılma noktalarından biri oldu kanımca.                                                                 Cemaatin o tarihe göre, çeşitli yönetim kademelerinde yirmi yıla yakın tecrübe kazanmış mensupları, AKP iktidarı tarafından kendilerine göre olan ihtiyaçtan/ zorunluluklardan en kilit noktalara taşınan isimler oldular. Sonra ki yıllar kamu/devlet yönetimi, cemaat açısından devlet kadrolarına bırakın sızma çalışması yapmak, tam tersine "cemaatçi olmayanları" avlamak için cadı avına dönüştürülen kalelere dönüştürülen alanlar oldular.                                                                         Peki, o zaman her şey güllük gülistanlıkken 12 yıl süren Cemaat-AKP paydaş iktidarı neden yıkıldı… Gelelim Gülen Cemaatinin 17-25 Aralık -2014 olaylarına;                                                                  AKP iktidarının 2002'den beri ortak çalıştığı, ama son yıllarda karar mekanizmalarında kendi yöntemlerini/sistemlerini kurmak için yaptığı çalışmalarda Gülen cemaatinin sistemi engelledikleri fark edildi. Bir tarafta AKP Genel Başkanı Başbakan Erdoğan, öte yanda Kâinat İmamı Gülenin ülke liderliği konusunda artık çelişmeye/çatışmaya başladı, bu durum kulisleri aşıp, gün yüzüne çıktı. Hal böyle olunca iktidar, cemaatçilerin artık AKP iktidarının sırtında bir kambur olduğu fark etti(!)ve tasfiye kararının uygulamasına geçti. Gülen Cemaati ise, ani kendi varlığını koruma refleksi ile İktidar karşıtı "cemaatin ikbali için" yıllardır biriktirdiği bilgileri, anlaşılan o ki artık kullanma zamanı geldiği düşüncesiyle; kamu/devlet içindeki cemaat kadroların görevden uzaklaştırılmasını engellemek için, kamuoyuna açıklama tehdidini "şantaj" silahı olarak yürürlüğe koydu.                                                                            İktidara, Rest çekti...                                                                                                                                                                              AKP İktidarı, Gülen Cemaatinin bu restine... Restle cevap verdi, pandoranın kutusu, 17 Aralıkta açıldı...                                                 Ve AKP bu savaşı, ölümcül olmayan yara bereler ile atlatmayı başardı. Erdoğan artık siyasi erk paylaşımında prangalarını atmış oldu. Bu Fetö’nün hiç beklemediği siyasi bir sonuçtu. Bu abandone durumdan çıkmak için, ilk yerel seçimlerde muhalefete destek vererek AKP’ye mağlubiyet yaşatmak istediyse de başarılı olamadı. İkinci mağlubiyetini yaşadı… Devlet kadroları cemaatçilerden temizlenmeye başladı.                                                      Sonuçta ABD suflecisi, 17 Aralıkta Devlet Yönetiminden uzaklaştırıldı… *** Peki, 15 Temmuz neyin nesi… Her yıl Ağustos ayının başı, TSK’nin komutanlık kademelerinin belirlendiği YAŞ toplantılarının başlangıcı olduğu bilinen geleneksel tarih. 17 Aralık sonrası devlet yönetiminde başlatılan “cemaatten arınma” hareketinin, artık 2016 Yüksek Askeri Şura toplantısı ile silahlı kuvvetler ayağının da başlayacağı, kamuoyunda açıkça ifade edilen bir sıradan bir konu haline dönüşmüştü. Fetö, Hal böyle olunca 1971 yılında ilk tohumları attığı, 1986 yılında “seri üretime geçtiği”, bunun 1994 yılında ilk ürünleri Harbiye mezunları ile “askeriye” ayağını harekete geçirmek için düğmeye bastı…                                               Harbiye ayağı, 71'lerden gelen bir alt yapıyla seksen altılarda, tüm sınavlara egemen olma şansını yakalatmış olduğundan 1996 yılından itibaren Harbiye ve astsubay okulu mezunları %70-80 gibi yüksek Oranda cemaatçilerden oluşması zaten sağlanmıştı. (Son günlerde basında dillendirilen oranlara bakıldığında orduda ki rütbelilerin %50'den yukarı cemaatçi subay-astsubaylardan olduğu ifade ediliyor). Peki, bu duruma nasıl gelindi, ordunun "üst kademe" yönetimi nasıl Gülen Cemaatine bırakıldı...    İşte bu konu iktidarın, en büyük vebali. Hani 1994 Harbiye mezunları ile ilgili bir tespitin kamuoyunda var olduğundan bahsedildiğini belirtmiştim ya... İşte 94 mezunları, kimler ne yapmış... Genelkurmay adli müşaviri Albay Muharrem Köse, Ergenekon-balyoz ve benzeri davalardaki tüm düzmece belgeleri "aslı gibidir" diye onayıp, Silivri’ye gönderilmelerini sağlayan cemaatçi. Ve tabii ki, bu dosyalara göre, ordudaki CEMAAT DIŞINDAKİ tüm komuta kademesi, tasfiye edilerek; Bugünkü komuta kademesinin önü açılması gerçekleştirilmesi sağlanmış.                                                                      94 mezunu diğer başarıları, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının hemen hemen tüm yaver ve emir subayları, özel kalem müdürleri olarak göreve gelmeleri.                               Ve de, komutanlarının derdest edilmesinde hepsi başroldeler…                                                                    Varılan sonuç 15 Temmuz. Başarısız darbe girişimi…                                                                                17 Aralıkta Devlet Yönetiminden uzaklaştırılan, FETÖ’ nün 15 Temmuz 2016’da tekrar Devlet Yönetimini ele geçirme baş kaldırışı…                                                            *** Peki, hiç düşündünüz mü;                                                                          Ülke bazında %2 kadar taraftarı olan bir cemaat, en güçlü döneminde bile, halk içinde genişleme için neden hiç adım atmadı. Bana göre, bunun öncelikli cevabı hedef kitle olarak önceliği sivil ve askeri yönetim çevreleri ve vazgeçemedikleri para muslukları iş adamlarına vermeleri ve de cemaat olarak “masonik” bir örgüt yapısını seçmeleri, açık ama gizli…                                                                     Gözlemlere, duyumlara göre abiler, imamlar gibi kademelerden oluşan bir yönetim yapısı kurulmuş.         Yani, as olan hedef, perde gerisinden “suflelerle” ülke yönetiminin dümenini Amerika çıkarları doğrultusunda tutmak/ tutturmak.                                                                            Bu cümleden hareket ile Askeriyede yönetim kademelerinde %50’lilere ulaşmaları, yargı içinde on binlere varan bir sayıdan bahsedilebilmesi, polis içinde “polis akademilerini” kapattıracak yoğunluğa ulaşmaları, Üniversitelerde ve Milli Eğitim içinde yüz binlere varan rakamlar… Harbiye, mülkiye, adliye…                                                                       Üzerimizde rütbe, içimizde cüppe… Ve o günlerde dillerinde pelesenk olmuş “şeriata kadar demokrasi” söylemi…  Nasıl böyle dünya çapında bir güç(!)yakaladı.                                                     *** Peki, Fethullah Gülenin, Pentagonun dibinde, kendi çiftliğinde kendi silahlı korumaları ile ABD Dışişleri sözcüsünün tanımıyla “barış içinde” nasıl yaşıyor…   Kamuoyunda bilinen yönüyle, Amerika’da oturma izni alabilmek için 2 emekli (!) CIA üst düzey yöneticisine ilaveten eski ABD Büyükelçisi referans mektubuyla kefil oluyorlar hem de dinler arası barış elçisi, “İslam dünyası lideri” tanımıyla. Yani Gülen cemaatinin kendisine “kâinat imamı” seslenişinin Amerikancası oluyordu… Peki, Amerikan’ın Fethullah Gülen seviciliğinin ardında yatan gerçekler nelerdir… Denilmektedir ki, 1980’lerin en önemli ABD Projesi olan “yeşil kuşak projesindeki”* yeri ve önemi Fethullah Gülenin şu an ki konumunu belirleyen en önemli nedenidir. Konuyu biraz açarsak, Gülen cemaati öncelikle, Türkî Devletlerde kurduğu okullar(!)ile Sovyetlerin parçalanmasında en önemli Taşeronlardan birini oluşturmasından dolayı ödüllendirilmektedir. Cemaat Okullarının, bu işlevi anlaşılıncaya kadar, bulundukları ülkelerin tam donanımlı bir “CIA” merkezi olarak çalıştığını bilmeyen kalmadı. Dertleri, dünyayı Amerikan sömürgesi yapmak, Dertleri, tüm dünya değerlerini Amerika’nın hizmetine sunmak İşte bütün gerçek bu.                                                                                   İşte Fetocuların “Türkiye” bizim için 140 ülkeden biri demeleri nedeni bu, İşte Fethullah Gülene cemaat tarafından “kâinat imamı” denme nedeni bu,   17 Aralık FETÖ’ nün Devletten UZAKLAŞTIRILMASI,                                                         15 Temmuz 2016 FETÖ’ nün Devleti tümü ile ELEGEÇİRME BAŞ KALDIRIŞI…                                  Adamlar ne demişti 1988’de,                                                                      “ÜZERİMİZDE RÜTBE, İÇİMİZDE CÜPPE”                                                              Masal bu ya, amacına ulaşmış;                                                                                      Herkes uymuştu…                  *(bu proje 1980-1990yıllarında, doğu bloğunun parçalanarak batı Avrupa ve ön Asya ile Rusya arasında bir İslam kuşağı yaratmak, SSCB’yi parçalamak için ABD uygulaması)
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.