Yıldırım’ın Yıldızları; “Yıldırım Külliyesi”


Hakkı Kavurmacı

Hakkı Kavurmacı

27 Kasım 2016, 19:59

Yıldırım, Kadim Bursa’nın ilk yerleşim yeri. Dolayısıyla Şehrin dünya çapında meşhur birçok tarihi ve turistik eserleri bu ilçenin sınırları içerisinde yer almakta. Bağrında kurulduğu Uludağ’dan yansıyan renklerle de doğal güzellikler bakımından oldukça zengin bir ilçemiz.  Ancak onlarca yıl Bursa’yı etkisi altına alan ve çarpık şehirleşmesine sebep olan yoğun göç akımlarından en çok etkilenen ilçemizde yine Yıldırım olmuş! İlçemizin o muhteşem tarihi yapıları, eski Bursa konakları hatta ulu çınarları yıllarca çarpık şehirleşme yüzünden hep gözlerden uzak kuytularda, yanı başlarında hoyratça dikilmiş derme çatma beton binaların gölgelerinde küskün-mahzun kalmışlar.

Fakat çok şükür ki, hazine niteliğindeki tarihi eserlerimizin değerinin ve bunlara karşı yapılan yanlışların vahamet derecesindeki öneminin son yıllarda Devletimizde, Milletimizde farkına varmıştır.  Şehirlerimize kültürel, sanatsal, ekonomik katkılarından dolayı ve Ecdadımıza saygı gereği günümüzde artık tarihi eserlerimizin kıymeti herkes tarafından iyice anlaşılmış olup, yerel yönetimlerce de gereken hassasiyet gösterilmektedir.

Bu hassasiyeti Yıldırım ilçemizde de gözlemlemekteyiz. Son dönemlerde Yıldırım’daki tarihi eserlerimize ve tabi doğal güzelliklerimize büyük önem ve özen gösterilmektedir. Bu gün İlçedeki tarihi eserlerin birçoğu, tüm haşmetleriyle gün yüzüne çıkarılmış bir vaziyetteler. Restorasyonları ve bakımlarının titizlikle yapıldığını görmekten dolayı da mutluyuz.

Yıldırım’da, o kadar güzel-o kadar kıymetli tarihi eserler, kültürel-folklorik zenginlikler ve doğal güzellikler var ki; çarpık şehirleşme kurbanı, hormonlu bir meyve gibi şekilsiz şemailsiz büyüyen, beton deryası metropol kent Bursa’nın o karmaşık görüntüsü içerisinde her birisi parıl parıl parlayan yıldızlar gibiler. 

Bu yıldızları tek tek ziyaret etmek, fotoğraflamak, hikâyelerini araştırıp öğrenmek ve bunları bir yazı dizisi olarak paylaşmak arzusundayız. Bunun içinde gezimize, ilçemize de ismini veren, tarihimizdeki en kudretli Padişahlardan olan Yıldırım Beyazıt tarafından 1390-1400 yıllarında yaptırılmış olan Yıldırım Külliyesinden başladık.

Tarihçilere göre Yıldırım Külliyesi,  Osmanlı Devleti’nin mimarlık ve yapı alanındaki tarzını bir bütünlükle gözler önüne seren ve Osmanlı’nın beylikten devlete geçişini gösteren bir eserdir.







 

Külliyede, restorasyonları ve bakımları itinayla yapılmış olan, şuan tüm görkemleriyle dimdik ayakta olup varlıklarını sürdüren ve hizmet veren yapılar şunlardır; Yıldırım Bayezid Camii, Yıldırım Medresesi, Yıldırım Bayezid Türbesi, Yıldırım Darüşşifa, Külliyenin Ana Giriş Kapısı, Şadırvan, , Yıldırım hamamı ve Külliyenin ikinci konumdaki kapısı.

Tarihi kaynaklarda yer almalarına rağmen günümüze kadar ulaşamayanlar ise; Saray, Yıldırım İmareti ve Su kemeri.

Yıldırım Külliyesi Bölümleri:

Yıldırım Külliyesinin en görkemli yapısı, Bursa ovasına hâkim bir tepe üzerine kurulan Yıldırım Camidir. Ters “T” planlı cami tipinin en güzel örneklerinden olan ve sadece kesme taşlarla kaplanan Caminin iki kubbesini mermerden yapılma gösterişli bir Bursa kemeri bağlamakta.  Camide yer yer çini işlemeler ve mukarnas süslemeler de yer almaktadır. İlk mahya süslemesi Koca Mustafa Paşa Zaviyesi Şeyhi Hasan Efendi tarafından kandiller yakılarak bu camide yapılmış, IV. Murad bu uygulamayı tüm Osmanlı topraklarına yaymıştır.

1854 yılındaki depremde minareleri yıkılan Camiye, 1963 yılında, binadan ayrık bir minare yapılmış, 2011 yılında da Büyükşehir Belediyesi tarafından minareler aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. 

Yıldırım Caminin ön tarafında, caminin görüntüsünü kapatmayacak şekilde, tepenin yamaçlarında Yıldırım Medresesi ve Türbesi yer almakta. 

Medrese, 14. yüzyılda inşa edilmiştir. Erken dönem Osmanlı medreselerinin arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olan yapı, Osmanlı mimarisinde, önü kapalı ilk medresedir. 20 odanın yer aldığı medrese bahçesinde mermer bir şadırvan bulunmaktadır. Tarihi kaynaklarda 1906 yılına kadar medrese eğitiminin sürdüğü ve bu tarihlerde 73 tane öğrencisi olduğu yazılıdır. Birçok kez onarım görmüş olan yapı, bugün dispanser olarak hizmet vermektedir.

Yıldırım Darüşşifa; Yıldırım Camii’nin 250-300 metre doğusunda yer almaktadır. Osmanlı’nın ilk hastanesi olarak tarihe geçmiştir. Darüşşifanın avlusunun her iki yanında 10’ar adet oda yer almaktadır. Avlunun sonunda yer alan kubbeli salon ise muayene ve dinlenme yeri olarak kullanılmıştır. Doğudaki odaların altından geçen bir suyolu kanalı, Darüşşifanın kuzeydoğu köşesindeki odada yer alan tuvalete ulaşır. Bu kanalın, tuvalete gidemeyecek derecede rahatsız olan hastalar için yapıldığı düşünülmektedir. Darüşşifa 2001 yılında restorasyonu tamamlanarak, göz hastanesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Türbe, Yıldırım Bayezid’in ölümünden sonra oğlu Süleyman Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Türbenin önünde yer alan revak, sonraki yıllarda yapılan revaklı Osmanlı türbelerinin öncüsü olmuştur. TürbedeYıldırım Bayezid, oğulları Musa Çelebi, İsa Çelebi ve iki kadına ait olmak üzere toplam beş adet sanduka vardır.  

Külliyenin hamamı ise küçük bir hamam olup tipik Osmanlı hamamlarının soğukluk, ılıklık ve sıcaklık planına göre inşa edilmiştir.

Bu muhteşem Külliyeyle beraber Bursa Ulu Cami ve Bursa’daki daha birçok tarihi eserlerinde Banisi olan Sultan Yıldırım Bayezid Han’ın kahramanlıklarla dolu hayatından ve hüzünlü sonundan da kısaca bahsetmek istiyorum. 

Sultan I. Bayezid harp meydanlarında göstermiş olduğu kahramanlıklardan ötürü ‘Yıldırım’ lakabını almıştır. Kosova’da şehit olan babasıMurad Hüdavendigar’ın vasiyeti üzerine 1389 yılında 29 yaşında iken4. Padişah olarak tahta oturmuş ve başına geçtiği devleti 1389-1403 yılları arasında yönetmiştir. Döneminde birçok Beylikler Osmanlıya katılmış, İstanbul kuşatılmış ve Tuna geçilerek Romanya Osmanlılara katılmıştır. 1396’da Haçlı ordusuna karşı Niğbolu’da savaş kazanılmış ve bu zafer Osmanlı Türk Devletinin, doğu İslam âleminde de tanınmasını sağlamıştır. 1402 yılında Timur ile giriştiği Ankara savaşını kaybetmiş, 7 ay 12 gün esir olarak Timur’un yanında kalan bu büyük Sultan 43 yaşında 8 Mart 1403 yılında vefat etmiştir.

Yıldırım’ın Türbesine bakarken, Sultan’ın hüzünlü akıbetine düşünüp üzüldüm ve aklımdan şunlar geçti; “Ey Koca Sultan, nur içinde yat, rahat uyu sen! Zaferlerle dolu ömrün sonunda esaret acısını tatsan da, evlatlarının ölüm emrini veren Sultan Babaların vebaliyle ve tahtının hakkını veremeyen göstermelik padişahların ezikliğiyle göçmedin bu fani dünyadan!”

Bu heybetli ortamla ilgili gözlemlerimi de kısaca paylaşmak istiyorum. Yıldırım Külliyesini ziyaretimiz hafta sonuna denk geldi. Diğer külliyelere göre tarihi yapıları daha derli toplu göz önünde olan bu külliyede; Yeşil, Emir Sultan gibi tarihi yerlerdeki ziyaretçi yoğunluğu burada pek yoktu. Yoksa o zincire vurulmuş aslan misali esaret altında dünyaya veda eden Sultan Yıldırım Beyazıt Han’ın hüznü mü düşmüştü buraya!

Göze batan bir olumsuzluğu da belirtmeden geçemeyeceğim. Külliyedeki tarihi yapıların içleri tertemiz ve tertipli olmasına rağmen maalesef çevrelerinde hoş olmayan şeyler vardı! Külliyenin alt tarafındaki kapı civarları çok kirletilmişti. Duvarlar boyalı, yerlerdeki eski giysiler, çerçöp uzun süredir temizlenmemiş gibiydi. Ayrıca Medresenin alt duvarının dibindeki boş içki şişelerini görünce de hayli üzüldüm ve şaşırdım!

Yıldırım külliyesi ziyaretinin ardından, külliyenin yakınlarındaki Devlet Hatun Türbesini yöneldik. 1413 yılında vefat eden Devlet Hatun; Mevlana Hazretlerinin torunu, Yıldırım Beyazıt Hanın eşi, Osmanlı Devletinin yeniden kurucusu Çelebi Mehmet’in annesi, Emir Sultan Hazretlerinin de kayınvalidesidir!  Türbesi, Yıldırım’da Meydancık mahallesinde, İncirli caddesinin girişi civarlarında, ara bir sokakta yer almakta.

Merak ettim, acaba Devlet Hatun neden Yıldırım Külliyesine defnedilmemiş?

Bu merakımı gidermek için bazı araştırmalarda yaptım ancak maalesef bir cevap bulamadım. Sonra Bursa hakkında yazılmış önemli eserlerden “Bir Hüsn-i Hat Sergisi BURSA ULU CAMİ” kitabının yazarı ve profesyonel rehberlikte yapan Zafer İhtiyar’a danıştım. Zafer bey sorumu şöyle cevaplandırdı; “Bu konuda kesin bir bilgi yok. Lakin benim yorumum şu: Devlet Hatun 1413-14 yılında vefat etmiştir. Çelebi Mehmet annesine yaptırdığı bu türbe ile Yeşil Külliyesi'nin yerini belirlemeye başlamıştır. Bu türbenin hemen yukarısına da Yeşil Külliyesi'ni yaptırdı. Bana göre bu Türbe Yeşil Külliyesi'nin bir parçasıdır. Nasıl Yıldırım Darüşşifası Yıldırım Camii'nden ayrık kaldıysa bu türbe de Yeşil Külliyesinden biraz ayrı düşmüştür.”

Zafer beyin cevabından sonra Türbe ve çevresini birde harita üzerinde inceledim ve Türbe’nin; Devlet Hatun’un eşinin ve çocuklarının mezarlarının bulunduğu külliyelerin ortası sayılabilecek bir konumda yer aldığını gördüm. Bir tarafında eşi Yıldırım Beyazıt ve oğulları Musa ve İsa Beylerin Kabirlerinin bulunduğu Yıldırım Külliyesi, diğer tarafında, Yeşil Türbede, Yıldırım Beyazıt’tan sonra Padişah olan oğlu Çelebi Mehmetve diğer yanında da kızı Hundi Hatun’un kabrinin bulunduğu Emir Sultan Külliyesi yer almakta.

Acaba böyle bir konumda olmasının özel bir anlamı var mıdır? Yoksa sadece tesadüf mü!

Yıldırım Külliyesi ve Devlet Hatun Türbesi ziyaretlerinin ardından bir başka Yıldırım’ın Yıldızına yöneliyoruz. Hedefimiz İlçenin doğu ucunda ışıl ışıl parlayan Cumalikızık Köyü. İnşallah bir daha ki yazımızda, tarihi ve doğal güzellikleriyle göz kamaştıran, UNESCO Dünya Mirası Tescilli son Osmanlı Köyü Cumalikızık’tan yansımaları paylaşacağız.

Şimdilik hoşça kalın. 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.