Yazarlar

Yüksek topuklar

post-img
Çatlak bir arkadaşım var... Onunla konuştuk bu sabah... Zaten "çatlak" olmayanın benimle ne işi var?!. İnsanların içini acıtan, kanatan, bazen de liğme liğme yapıp rüzgarlarıyla dört bir yana savuran bu dünyanın kahrını en azından "yarı deli" olarak çekmekten daha doğal ne olabilir ki? Aramızda yaşayan daha önce hiç farkına varmadığımız bir kitlenin "mutlu olmak" için giriştiği bir eylemden söz ettik birlikte... Şimdi şöyle oluyor: Günü birlik geziler düzenleyen bir turizm firmasının örneğin, Ayvalık'tan başlayan bir tekne gezisine kaydoluyorsun... "An'ı" yaşamak için önünde sadece bir gün var!.. Orada çok daha yüksek fiyatla verecekleri için içkini sırt çantana koyup, sabaha karşı saat beşte belediye otobüsüne binerek Bursa'nın, Kent Meydanı'nda diğer katılımcılarla birlikte yola çıkmak için seni de bekleyen araca ulaşıyorsun... Kimse kimseyi tanımıyor ha!.. Yaşları geçkince, kadınlı erkekli değişik bir gruptur bu... Hadi bakalım koyulalım yola... Eh, yanına oturan hatun ya da adamla bir temas kurabildiysen eğer, seyahat biraz daha keyifli geçiyor; yok öyle değilse, sırt çantandaki şişeden iki fırt çekip, uyumaya koyuluyorsun... Ederi 200 lira bandındaki bu turda kahvaltı olarak sana otobüste birer kek ve sodalı içecek sunuyorlar... Daha lüks olanlarındaysa Susurluk'ta tost ve ayran... Geldik şimdi saat 10 sularında Ayvalık'a... Bizim Marmara Denizi'deki "İzzet Kaptan'ın teknesi" gibi ama daha büyük, ahşap bir deniz aracına biniyorsun... İçeride kadınlı erkekli birkaç yüz kişilik bir kitle var... Ve elindeki mikrofonuyla ortaya çıkan meydancı "Haydi bakalım" diyor, "hazır mısınız oynamaya"?.. "Ekşimecek ekşimecek, akşama kalmadı pişirecek Aman pişirecek Ekşimecek ekşimecek, akşama kalmadı pişirecek Gaci eve gelince gaydası tulumbası şişecek Gacim gelip görürse kaynası tulumbası şişecek Çal para mari kızı çal para Paralara sipaniyi naşlasana Limoncu derler adıma Çal para roma kızı çal para Paralara sipaniyi kuşansana Oynamaya geldim oynamaya Düğün dernek göbek atmaya..." Abi, herkes başlıyor orta yerde göbek atmaya!.. Denizin ortasında tam beş saat boyunca atılmadık göbek kalmıyor!.. Bu arada ortalarda bir yerde "meydancının" işaretiyle 10'ncu yıl marşı çalmaya başlıyor... "Çıktık açık alınla on yılda her savaştan, On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan..." Ve kocaman bir bayrak çıkıyor ortalığa... Güvertede bulunan herkes o bayrağı bir köşesinden, ucundan tutup başlıyor sallamaya... "Türk'üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi, Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!.." Bu arada ringo ringo şişeler, çantada getirilen içkiler ortalıkta gırla gidiyor!.. Şu ayrıntı da çok ilginç: Teknenin kıç tarafında bulunan yüzlerce insan aynı zamanda sosyal medyadan "canlı yayın" yapıyor!.. "Çıktık açık alınla on yılda her savaştan, On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan; Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan; Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan..." La, bu "10'ncu yıldan" başka marş mı yok memlekette?!. Bunun 20'nci, 30'ncu, 40'ncı yılları yok mu mesela? Memleketi "demir ağlarla" ören, Türkiye'nin ilk ve son uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ'ın, İsmet İnönü tarafından nasıl iflas ettirilip, per perişan hale getirildiğini anlatan bir marş niye yok? Öğle yemeğinde sınırsız çupra ve salata var... Kimileri iki-üç çupraya bana mısın demiyor; ödediği 200 liranın hakkını fazlasıyla alıyor öğünde... Hem zaten çupralar da ucuz canım, denizde yiyecek artıklarıyla beslenip üretilmiş, çakma balıklardan!.. Haydi eller yine havaya!.. "Led bir vele diştiri Vela di seau diftiri Led bir vele diştiri Vela di seau diftiri Dil esvuayyini murra (murra) İl esvuayyeni (murra)" Muhabbet artık doruk noktasındadır... "Mezdeke" olaya daha da bir anlam katar... Bu arada "meydancı" "Haydi bakalım, yandan geçen tekneyi de selamlayalım" diye anons yapar... Ve içerideki herkes ne alakası varsa, yandan geçen teknedekilere el sallamaya başlar?!. Ve yine aynı anda bayraklar açılır, onlara doğru sergilenir... "Yandan Halime'm, yandan Severim seni candan Eğer seviyorsan Boşan gel karından..." Saatler süren bu deniz turundan Cunda'ya çıkış... Bir saat mola... Taş Kahve'nin orada Facebook adresleri, telefon numaraları almalar filan... Sonra, aynı günün gecesinde otobüsle Bursa'ya dönüş, eve varış, kendini yatağa atıp zıbarış!.. Sadece bir gün içerisinde onca emek, onca eziyet ne için biliyor musunuz? "Oynama ritüeliyle" erkekler kadınların bi taraflarına bakacak; yaşı geçmiş kadınlar kıvırtarak "Ben henüz ölmedim, işte burdayım" mesajı verecek!.. Eh işte, ondan sonra yolu doğrultabilenler mesafeyi alacak! Herkes kızıyla bir fotoğrafını yayınladı; 11 Ekim tarihi Birleşmiş Milletlerin ilanıyla "Dünya Kız Çocukları Günüymüş" meğerse... Birleşmiş Milletler, "kız çocuklarının cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldığı eşitsizlik konusundaki farkındalığın artırılması amacıyla" açıklamış bu duyuruyu... Bu Birleşmiş Milletler hiçbir şey için birleşemiyor nedense?!. Irak'ta, Suriye'de, Afganistan'da, Doğu Türkistan'da, Afrika'da katledilen milyonlarca "kız çocuğu" için bir türlü birleşemiyor; tüm dünyaya "seks işçisi" olarak dağılan "Nataşa'lar" için birleşemiyor; kadınları köleleştiren, onları kapatıp, tüm dünyayla yalıtan zihniyetle mücadele için birleşemiyor; sadece farkındalık yaratmak için birleşiyor!.. Farkındayız zaten abi be ya! "Son İstanbul, Cenk Hikâyeleri, Kırk Oda, Lal Masallar, Kaf Dağının Önü, Üç Aynalı Kırk Oda, Yedi Kapılı Kırk Oda" gibi eserleri Türk edebiyatına kazandıran Murathan Mungan'ın "Yüksek Topuklar" isimli romanı aklıma geldi "Dünya Kız Çocukları Günü'yle" ilgili paylaşımları görünce... "Kadınların, kadın düşmanlığının" sırlarını aralar bu kitap!.. Otuz iki yaşındaki Nermin'le, 5 yaşındaki bir kız çocuğu olan Tuğde'nin 5 gün, beş gece süren olağanüstü macerasını anlatır... Kadın, kadınlık, kadın doğmak, kadın olmak, kadınlığı öğrenmek nedir, nasıl olur tüm çıplaklığıyla görürsünüz orada? Sadece 5 yaşındaki bir kadın bile hayatı cehenneme çevirebilir! Beş yaşındaki bir kadın bile hem cinsiyle rekabet halindedir... Ve 5 yaşındaki kadın bile biz erkeklerden çok ama çok daha akıllıdır; koyun gibi güder Adem oğlunu!.. İşte onun için diyorum; "mantıksız"!.. "Dünya Kız Çocukları Gününü" değil, "Dünya Oğlan Çocukları Gününü" ilan etmeli asıl Birleşmiş Milletler!.. Kimse erkekliği b.ka süreceğim diye itiraf etmiyor ama asıl mağdur olan biziz!.. Hiç olmazsa doğru bir konuda birleşmiş olur Birleşmiş Milletler!

Diğer Haberler