Yazarlar

İnsanoğlu alışıyor ve hayat devam ediyor

post-img
"Karanlık vardır, aydınlık vardır, Erkekler ve kadınlar vardır, Yiyecek vardır, restaurantlar vardır, Hastalıklar.... İş vardır, trafik... Hepimizin bildiği günler Hayal ettiğimiz gibi bir dünya!" Etkisinden uzun süre çıkamadığım film bu cümleler ile başlıyor. Duyularımızı aniden kaybetmeye başlasak, bir salgın gibi yayılsa dünya nasıl olurdu? Koku duyularını kaybetmeden önce insanlar kederle doluyor, akıllarını bir an kaybediyorlar. Asla sahip olamadıkları aşkları, kendilerini tek eden aşkları, bütün kırdıkları insanlar geliyor akıllarına. İlk önce kederle doluyor sonra da koku almamaya başlıyorlar, hastalık bu ! Koku ve hafıza birbirine bağlıdır, eski bir mobilya kokusu geçmişten bir an hatırlatabilir, lavanta kokusu anneannenizi, bir şekerin kokusu çocukluğunuzu... Bir dönem sonra insanlar alışmaya başlıyor, mis gibi kokan yemek kokularını duyamadıkları için gitmedikleri restaurantlara yeniden gitmeye başlıyorlar ve tat alma duygusu ağır gelmeye başlıyor ve hayat devam ediyor... Tam bu anda yeni bir kriz beliriyor, ağır bir yoksunluk krizi ve yaşanılan yalnızlık ve ölüm korkusuyla yaşanılan açlık krizi. O süre içinde canlı, cansız ve eşya önlerinde ne varsa yemeğe başlıyorlar ve kriz bittiği anda büyük bir utanç duygusu ve tat alma duyusu da böyle kayboluyor. Koku ve tat alma duyularını kaybeden insanlar yeniden hayata sarılıyor. Yerini değişik zevklere bırakıyor, yeniden sevdikleriyle restaurantlarda buluşuyor, sohbet ediyor, yemek yiyor şarap içiyor. Şarabın bardağa konuluş şeklinden zevk almaya başlıyorlar, yemeklerin sunum şeklinden, "hizmet" aldıkları yerlere dönüşüyor mekanlar... Ve yine insanoğlu alışıyor ve hayat devam ediyor... Ta ki derin öfke, kızgınlık ve nefret krizlerinden sonra işitme duyularını da kaybedinceye kadar... Artık panik yapabilirsin diyor filmde bir ses... Dünya da panik yapıyor... ve insanlar arasında iki tür davranış biçimi oluşuyor. 1. Sokaklarda koşturup, herşeyi yağmalayan ve dünyanın sonunun geldiğine inanan insanlar. 2. Dünyanın sonunun gelmediğine inanan insanlar. Onlar hayatlarına devam etmeye çalışıyor, görevlerine ve yaşamlarına devam ediyorlar. Hayatın bir şekilde devam edeceğine inanıyorlar. Zaten aksi halde ne yapacaklarını bilmeyen insanlar... İşaret dilini öğreniyorlar, yeniden restaurantlara gidip sevdikleriyle bir araya geliyor, şarap içiyor ve yemek yiyorlar. Hayat yeniden devam ediyor... Diğer duyularını kaybetme ihtimaline karşı önlemler almaya çalışıyorlar ama yine de kendileri için en iyilerini umuyorlar. Kendileri için önemli şeylere yoğunlaşıyorlar, kitap okuyorlar, görsel zevklere önem veriyorlar, hayvanları seviyorlar, sevdiklerine daha sık dokunuyorlar. İnsanlara duydukları sevgiyi ifade etme arzusu günden güne büyüyor, samimiyet hissi, anlayış, kabullenmek ve sevmek... Hayatta olmanın anlamını en derinden hissediyorlar. İletişim çağının tüm nimetlerinden sonuna kadar faydalandığımız bu dönem, ne kadar "çok olursa olsun" aslında ne kadar az iletişimde olduğunu yüzümüze net şekilde vuruyor. Yakın olabileceğimiz o kadar çok iletişim aracı varken birbirimizden ne kadar uzaklaştığımızı da net şekilde gösteriyor. Filmin adı "Perfect Sense" fakat adı Türkçe'ye çevrilirken "Yeryüzünde ki son aşk" olarak çevrilmiş. İyi Seyirler...        

Diğer Haberler